Haber Detayı
16 Ağustos 2020 - Pazar 00:10 Bu haber 2774 kez okundu
 
Şükran Kozalı'dan: Tutunamayanlara Hafifçe Tutunmak ya da Dokunmak
KÜLTÜR Haberi
Şükran Kozalı'dan: Tutunamayanlara Hafifçe Tutunmak ya da Dokunmak

Tutunamayanlara Hafifçe Tutunmak ya da Dokunmak “Dilden önce beden diye bir şey bile yoktur” demiş Lacan. Öyleyse insan kendini ifade edemediği sürece anlamsız bir şeydir. Lacan bu cümlesiyle matematiksel mantık ile şiir dilini birbiriyle kaynaştırmaya çalışmak istemiştir. Anlamın, okuyucu ile metnin karşılıklı etkileşiminde ortaya çıktığını Tutunamayanlar’ı okurken de algıladım. Adorno’nun, “Bütün, gerçek olmayandır” dediği yerlerde kaldım. Bir insan her şeyidir, hem hiçbir şey. Bu mantıksızlık alabildiğince kafamdaki tuhaflık ve karışıklık yaratan düşüncelere kaydı. Selin-Yare iç ve dış dünyası arasındaki farklı düşünceleri kelimeler aracılığıyla dayatılan sınırlarını zorlamayı deneyecek. Özüyle, Selin’le anlaşamadığını zanneden Yare evliliğinin en yıpranmadığını sandığı yerde anladığı halde kaçma planları yaptı. Selin ve Yare arasındaki zıt yönde çekişme sanki alfa parçacığının suçudur. Bir elementten hafiflemiş bir başka elementi çıkarması da çekirdekteki faaliyetin bilinmezliğinde gizlidir. Yare, adeta Güneş’in kalbindeki 14 milyar derece sıcaklıkta yanmakta külleri DNA’sını taşımaktadır. Selin’i adının yanından hem de mahkeme kararıyla sildirirse herşey düzelecek gibi gelir. Hayatın pekala çöp evleri olduğunu ve bunları yeri geldiğinde kullanabilir diye bilinçaltına tutma gereğini kavradı. Düşünce ile zamanın arasındaki kurduğu evrenin kraliçesi havasından vazgeçmedi. Özüyle kaynaşmış düşleri aslında Selin-Yare’nin gerçekleridir. Güçlü olmaya çalışan Selin özüne sahip çıkar. Fakat hayata bir türlü tutunamaz. Yare bu durumdan rahatsızlanarak çığlıklarla 13 sayısı ile 7. Cadde arasında kalır kendini o araya fırlatır. Olaylar Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanının 25. sayfasındaki paragrafla hareketlenir. Kendi dilini bulan Yare aşık olmaya heveslenmiştir. Ancak evlilik zincirindeki paslanmaları görür Yare. Bu paslar metnin ilerleyen satırlarında çağrışımlar ve anılarla dökülür. “Selim toplumda tutunamayan. İnce, insancıl, manevi değerleri, maddesel olanla uyuşamıyor. Toplum onu ezdikçe o ölüme sığınıyor” Selin toplumun istediği, benimsediği kadın. Selim’le tek benzerliği toplum tarafından eziliyor olması. Ancak Selin, ‘Ben evimin kadınıyım’ derken toplumun bilinçaltını baskıladığını fark etmez. Mutluluk evinin sokak kapısından girmeye yeltendi mi Yare onu içeriye almaz. Günün hayatına dokunduğu her ışıkta mutsuzluğunu görür. İnsanın içinde var olan karakterler metin boyunca istenilen yerde çimleniyor. Yaşıyorlarmış gibicesine kaygan zeminlerinde kurgulara katılıyorlar. Okur onlara alışıyor. Romanın ana karakterlerinden olan Kerem yana yana 7. bölümde tamamen kurgudan bağımsız bir rastlantıyla, “Bana hoş gelen KEREM” diyen Yare’nin yalnızlığını çoğaltan sevgili değildir. Duygularını üreten bir kaynaktır. Evliliğin dengesini bozan bu ilişki toplumun namus simetrisini de kırmıştır. Tutunamayanlar’ın öteki yansıması olarak yazılan, ‘Hafifletilmiş Bir Tutunamayan’ tıpkı kahramanları gibi birbirine tutunmaya çabalar. Sevin Seydi ile Yare’nin buluşma hayalleri belki bir gün gerçek dünyada mümkün görünür. Selin-Yare arasında zaman zaman kadın dayanışması görülüp, empati yapılsa da Yare asfalt kenarlarında araçların ezemediği toprakta kaçamak açan papatya gelincik gibidir. Günah işliyorsa onları gönül yorgunluğuna yazarak kendinden uzaklaşır. Küçük isteklerinin anlatılmayan yapılarını kazanmaya çalışır. Sevgili Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı portatif yapısıyla çoktandır kafamı kurcalayıp duruyordu. Yeni bir ev alıp taşınmamla elle tutulur, gözle görülür halde kurgu zenginliği kışkırtıcıydı. İki metnin arkadaşlığı kuruluyordu odalara, balkonlara, komşu apartman bahçelerine. Mesela Selin-Yare’nin de iç sesi var, adı Olrika. Tutunamayanlar’ın Olric’ine uysun diye. “Olrika anlamıyorsun, çarpıtıyorsun gösterdiğim çabaları. Proveke ediyorsun. Kim olduğunu unutma. Görevini yap. Tutunamayanlar’ı ve Oğuz’u al götür. Yoksa Sevin kimliğinden bir üçüncü Yare daha çıkacak. Aslında Selin-Yare’nin yanında bir kadın daha olmalıydı. Kaçamak zevklerin stepnesi, bu kimlik çabasının bir başka kişisi… Mesela Efsane gibi” Anlam olarak tını sesleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ses özelliği. Bir romanın seslerinin titreşimiyle onun etkilediği diğer metinden ayırt edilen Hafifletilmiş Bir Tutunamayan estetik yapısı ve anatomik farklılığını ortaya koymaya çalışıyorum. Hatta Selin-Yare bütün olasılıkları matematiksel ve estetik anlamıyla yoklayıp kendi seslerinden bestelediği makamından içine, taa özüne, Selin’e şarkılar söyledi. Gençliğini saklayan birinci adına, ruhuyla, neşesi, kaygıları, korkularıyla ulaşmayı roman boyunca denedi. Her deneme kalemin ucuna takılarak yazıya döküldü. Aslında Yare bu yöntemle bilinçaltının mıcır atılmış katmanındaydı. Meyvelerinin küflenişini yeniden gördü. Selin, kızı Deniz’le birlikte mutsuzluğunu büyüttüğü aynasından, ışıktan, güneşten, sudan, camdan kaçtı. Çocuklarla caddelere serpilen akşamın karanlığında kaybettikleri oyuncaklarını aradığı bile oldu. Selin hayatın yükünü hayalleriyle hafifletemediğinden suç işlemekten, günahtan, sorumluluktan kurtuluverdi. Sadece kendisinin parodisi olan Olrika ile namusu uğruna, namus adına, namusun korumalığını yapmasına rağmen toplum baskısını hep hissetti. Geçmişinin şarkıları, hüzünlü ıslığı kesiktir ve fark etmeden derin sessizliğe gömülüyordu. Selin’in ölümünü Yare kolaylaştırdı. Selin bütün anılarıyla yok edilemese de susması yeterliydi. Yare’nin de istediği buydu. Yare alev, Selin onun külü, dolayısıyla DNA’sıydı. Hakim diploması duvarda asılı durdukça Yare’nin içine hıçkırıklar işledi. Evden kaçışları hayal zamanı ve belki kendinin yarattığı Kerem’e uçuş saatleriyle çakıştı. Bu yolculuklarında kırıntıları kalan anı parçacıklarından insanlar, evler, mahalleler, kitaplar yarattı Yare. Yaşamak istediği hayat Bahçelievler’de onu beklemekte. Ancak huzursuz bir Kasım karanfili enerjisiyle dünyasını kurdu. Gölgelerini isteği dışında çizdiğinden onların hayatının içine girmesi fizik kurallarına aykırı değildir. Roman kişileri gerçek hikayelerinden sıkılıp romanın içine girerler ve satır satır, paragraflarda, metinler arası yolculuklara çıkar. Derken yazar Yare hafifletilmiş bir tutunamayan olarak Oğuz Atay’la buluşur. Bir orman yangını gibi genişler hayalleri. Dostoyevski’yi ölümden bile kurtarmaya götürür kurguyu. ‘Sevişme Dersleri’ deneysel bir metin tarzıyla erotik fonksiyonunu maksimum noktasına taşıyor. Sevişme Dersleri 1’e bakalım. “Kerem bu kadar tahrikten sonra dizime yattı dalgalı uzun saçlarını okşuyorum. İpekli kumaş gibi kayıyor elim… Terli alnını siliyorum. Olrika ne hoş bu koku. Gözlerini kapatıyor hızla kıvrım kıvrım kirpikleri kenetleniyor… Sonra öteki elini göğsümde gezdiriyorum…” Sevişme Dersleri 2’ye bakalım. “Uzandık yatağa kar taneleri bu kez terli bedenimize yağmaya başlayınca üstümüze yorgan çekti Kerem, uyumuşuz… Uzun süre huzursuz, suçlu, anlamsız kıpırdandık yatakta. Ama yeniden çaldı telefon… Sorun yok dedi Kerem, belimden kavradığı gibi yatırdı saçlarımı okşayarak beni bana anlattı…” Sevişme Dersleri 4’den alıntı, minik bir parçacık. Yalnız bu minik metnin bütününün resmi: “… aşkın derinliğine sınırsızsanız girebiliyorsunuz. Kerem bana bu sınırı kendi keşfettiği ve ona ait olan alanı bularak açtı. Alan dediysem sınırları olmayan sizi sonsuzluk duygusuna götüren bir yapı. Kadınların mahremiyet günlüğüne yazabilecekleri sevişme dersleri olmalı…” Ya sizin var mı? Yare aşkla yeni tanıştı ve kendisine göre bir tanım yapacak mutlaka. Okura saygısı nedeniyle en azından. Bitmez tükenmez hikaye, roman, şiir, şarkı, resim, felsefe ve diğer sanat dallarında bir tetikleyici olan aşk her şeyden önce bir terörist. Kendini var edip sonra öldüren hisler kuşağı. Babanın tanımı, annenin tanımı, komşu kızın tanımı, ilk aşk ve sonrakilerin tanımı ve bir de toplumun gördüğü, duyduğu aşk tanımları sınırla çizilmiş aşk ülkesinin kalesi fethedilmiş. Kütüphaneler dolusu kitaplarda anlatılan aşklara yazık. Onlar hep sayfalarının arasında kelimelerinin ağırlığı altında ezilip duruyorlar. Şarkılar, filmler savaşlarla, bayramlarla desteklenmese daha rahat buluşacak o üç harf. İnsandan çekmiş ne çektiyse. Dinlenip yenilenmek istiyor aşk. O doğmamış bir kız çocuğu. Doğum sancıları tutunca Yare olacak. Selin Yare Altın çok çalışacak aşk için. Kuşkulu henüz. ‘Libidonun Ölümü’ filmini seyredecek. Sigmund Freud’u okuyacak. Tutunamayanlar’ı, Binbir Gece’yi ve Allah Kadın’ı Yarattı’yı Brigette Bardot’tan izleyecek. Liszt’in İkinci Macar Kampanası’nı ve Puccini’nin Tosca Operasını gramofondan dinleyecek, mandolinle çalacak. Tutunamayanlar’ın 325’nci bölümünü merak ettiği için o anı canlandırarak yaşayacak. Olrika’sız Yare olmak istiyor kadın. Alyuvarlar, akyuvarlardan bir de alaturkadan mürekkep kanına alafranga zerk edecek. Dört yapraklı papatyadan bir dörtgen çizip fi sayısı dizisinin 13.alanına kendisi ulaşacak. Selin Yare’den utanacak ve özür dileyecek. Fi aşkın şifresi ona göre. Kerem, Yare’nin yazma edimini, hayallerini paylaşan tek kişi. Sevin Seydi gibi heyecan verici bir kadın. Ama Yare enerjisini, kültürünü, nasıl hafifletilmiş olduğunu etrafına yaymak istiyor. Zeki, sıra dışı, karizmatik, egzantirik, havalı, tipik, kültürlü, sanatçı, zevkli, bohem, coşkulu, hayat dolu, doğal, duyarlı… Yare bu kolektif portrenin birini dahi harcamadan kendinde bulmakla beraber çevresi bu görüşteki bir Yare portresine ne diyecektir. Kadınlığında var olan, bildiği özellikleri Sevin Seydi’de olduğu gibi sıralayabilir: “Konuşmaya başladığı an olağanüstü güzelleşen bir kadındı. O fiziksel güzelliğin hiçbir şey demek olduğunu hatırlatır insana. Öyle insanlar vardır. Mesela Edith Piaf. Karizmatik kadın tiplerinden. Fiziksel olarak benzemese de öyle biriydi, insana heyecan veren bir kadın. İnanılmaz doğal, sıcak, hemen ayaklarını altına alıp oturan. Pırlanta hediye edilecek kadın tipi değil o, olsa olsa değerli bir antika gümüş takı verilebilir ona. İnanılmaz bir sevme gücü var. Bu söylediği kadın erkek ilişkisinin dışında bir şey, özgür kadın tipi. Çılgınlık sınırına kadar hissedilebilir; bir tür Anna Karenina gibi” Buraya sığdırılması mümkün olmayan bir kadın tipi olan Sevin Seydi’nin karakter yelpazesinde bulunan özellikler Yare’de de var. Ancak Selin’in kocası Boran’ın engellemeleri karşısında bir tutunan oluyor. Kerem’e olan aşkı, sevgisi, tıpkı Sevin’deki gibidir. Kerem özgürlük, sevme gücünü arttıran, çılgınlıklarına gülerek katkı sunan bohem, egzantirik, coşkulu kadınına değer veren, bedenini ayartan bir sevme biçimine sahip Kerem Boran’ın gençliği gibi. Yare bunu kendi algılarının eksikliği olarak görüyor. Kerem sevgilisinin her zaman ne istediğini bilme yetisine sahiptir. Bütün bu saptamaları Yare romanın sonunda fark ediyor. Türk edebiyatının en güzel aşk epizotlarından biri olan bu bölüm Oğuz Atay-Sevin Seydi aşkının oluşturduğu manyetik alanın kurmaca düzlemindeki yansımasıdır. “Cennet insanların birbirlerini dinlemeleri demektir. Birbirlerinin farkında olmaları demektir” (T.466) “Aşka kapalı kaldığım devirlerde kaçırdığın güzellikleri yakalamalıyım… belki bildiğim ifade edemediğim bütün yaşantımın içindeki birikimleri seninle senin güzelliğinde birleştirmeliyim. Evet onların da bir hikmeti vardır. Onlarda senin dışında yaşanmış değildi. Her şeyin birdenbire bir anlam kazanmasının büyüsünü sezmeliyim” (T. 424) “Bendeki tutukluğun yanımda nasıl azaldığını bilsen evet senin yanında korkularını benim dışımda var olan ve her zaman benden gizlenen şeylere karşı duyduğun korkuları (…) unuttuğum doğrudur” (T. 419) “Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi, resim yapmayı sevdiği halde denizin mavisini bilmezdim, yaprağın yeşilini her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim” (T. 418) Yare’nin hayatı tam anlamıyla, yani gönlündeki gibi yaşaması için gördüğü eksiklikleri Kerem’in aşkında bulmuştur. Üstün bir itina yeteneği olan sevgili, Yare’nin çalışkan, disiplinli kadın olduğunu görmesini sağlamıştır. Yare’nin en güzel bakışları Kerem’de eriyerek duygulanmıştır. Sonraları genç adam da sevdiğinin bakışlarında buğulandı. Bakışını geçişimleri yaşanan ilk aşk romanı hafifletilmiş Bir Tutunamayan. Yare çevresindeki insanları kendisinin yapmayı denedi ama olmadı. Bütün hayallerini Kerem’le yaşadı ancak ne kadarı gerçek, somut bir tat verebildi? Bunun farkında değildi. Yalnız Kerem başkalarıyla eşleştirilmeyecek kadar renkli, sanatçı bir kişiliğe sahipti. Boran’ın yanına yerleştirilmekten rahatsızdı. O sahne yerine aşklarının mekanlarını kullanarak bir kadınla oyununu oynadı. Yare de sevdiğinin oyununu seyredip yeniden kurguladı. Tabi romanın kurgusunun yolculuğu çok uzun süren Yare Selin’i hikaye satıcı olan Neriman Nergis’in yerine koydu. Bu mesleği ne kadar yerine getirebilirdi? Buna okur karar verecek. Selin’in yazıp satışa çıkardığı hikayeler Oğuz Atay’ın metninden alınmış parçalarla birleştirilip kolaj yapılmıştır. Nur’un romanda önemli bir yeri vardır. Üniversiteden arkadaştırlar. Birbirlerinin aile ortamlarında yetişip bilinçlenmişlerdir. ‘Selin Yare’nin baba figürü olan Sıfırcı Tufan Altın adında, karakterini taşır’ birleşimi Nur’a aittir. Hafifletilmiş Bir Tutunamayan’ın ilgi çekici bölümlerinden biri olan 13. bölümde Yare’nin sevdiğine yazdığı aşk epizotu Tutunamayanlar’ın Sevin Seydi’sine yazılan bölüme ters yönde bir göndermedir. Metnin sonu gelmez. Okurun yeniden üretmesi, yaratması için ucu açık bırakılmıştır. Gözleriniz kitaptan ayrıldığında hafiflediniz mi yoksa ağırlaşıp kaldınız mı?
Kaynak: Editör:
Etiketler: Şükran, Kozalı'dan:, Tutunamayanlara, Hafifçe, Tutunmak, ya, da, Dokunmak,
Yorumlar
Haber Yazılımı