İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Yazı Detayı
24 Şubat 2021 - Çarşamba 08:53 Bu yazı 638 kez okundu
 
İLK YAZI
Ragıp Özkan
ozkan0570@gmail.com
 
 

Yazı yazmak yoruyor, kirletiyor insanı, okumak gibi temizlemiyor, dinlendirmiyor. Fiili işlemek kötü yapıyor ama şahit olmak, yazıya veya söze dökmek bozuyor insanı…

Bu tespitten hareketle bir çok gazetenin yazma teklifini reddetmiştim. Cümlelerime başlarken hepsinden özür dilemek istiyorum. Bir dostumun yazmam konusunda ısrar etmesi üzerine bu talebi geri çeviremedim. Demek ki ülkesi için bedel ödeyen insanlara karşı zafiyetlerimiz hala devam ediyor. Tüm çabam yazarken okurlarıma faydalı olabilmekten önce kendi adıma temiz kalabilmek yönünde olacaktır. Temiz değilsen faydalı değilsin düşüncesinden kopmamak dileğiyle…
****
Son salgın sürecinde hiç olmadığımız kadar kapalı kaldık, alışkanlıklarımız, hobilerimiz hatta fobilerimiz değişti. Kendimize ait zamanın etkin bir bölümünü internet ve Tv. karşısında geçirir olduk.
Ben en çok eski Türk filmlerini severim, Hababam sınıfını izlerken aldığım zevki hiçbir filmde bulamam. Sinema sektöründe daralma yaşandığı bir dönem çarkı döndürmek için eski senaryoların yeniden çekilmesi akımı başlatmıştı. Siz gişeye gidinceye kadar heyecan duymanızı sağlayan ama filmin başladığı andan itibaren kazıklandığınızı hissettiğiniz, kırk yıl önce çekilen filmin milyonda biri tadını dahi veremeyen yapıtların sayısı hiç de az değildi. Bu tip durumlarda tüketici alışkanlıkları farklılık gösteriyor, şahsen filmin hemen başında salonu terk edenlerdenim. Film için ödediğim bedel kayıptır, bari kayıplara zamanımı da eklemeyeyim düşüncesi bende hakim gelir. Kimi izleyici de nasıl olsa kazıklandık bari sonunu bekleyelim, kazıklandığımızı çaktırmayalım, belki ilerleyen sahnelerde düzelir beklentisiyle ödediği bedelin yanında zamanını da kaybetmeyi tercih eder. Beklenti hep kaybettirir. Yapımcı ve yönetmende aslında olayın farkındadır o sebeple Hababam sınıfı reklamıyla başlayan film ve dizilerin ilgiyi kaybetmeme adına birden Aşk-ı Memnuya dönüştüğünü görmekte oldukça mümkündür. Aslında bu bizim kendi hayat hikayemizdir;
‘’-Yeni senaryo yok arkadaşlar
-O zaman eski senaryodan yeni oyuncularla yeni film çekelim.
-İyi de oyuncular da eski.
-Jön değişince her şey değişir.
-Fakat benim rolüm hep figüran
-Yok yok, bu jönle figüranlık bile daha önemli’’ gibi konuşmalardan öteye gitmeyen diyaloglar zamanı eskitmeye devam eder ve bu tip senaryolara her dönem müşteri çıkar çıkar.
Not: Eski senaryolarla çekilen yeni filmlerin sonu hep aynıdır. Hababam sınıfı kadrosuyla çekilen filmden Aşk-ı Memnu reytingi beklenmez…
*****
KUDÜS SENDROMU
Ortaçağlardan beri varlığı bilinen Kudüs Sendromu ilk olarak 1930’lu yıllarda psikiyatrist Heinz Herman tarafından adı konulan bir psikolojik rahatsızlıktır. Bu sendrom aynı zamanda ‘’Dinsel Psikoz’’ olarak da bilinir. İsrail’li psikiyatristler de meşakkatli araştırmalar sonucunda bu sendromu resmi olarak kabul etmişlerdir. 
Kudüs Sendromu’nun nedeni; ziyarete giden turistlerin şehrin mistisizm ve ambiyansından fazlasıyla etkilenmesidir. Kudüs’e gelmeden önce ruhsal olarak tamamen sağlıklı ve dengeli olan bir kişinin buraya geldikten sonra yavaş yavaş aşırı dindarlığa yönelmesi ile kendini gösteriyor. Daha çok burayı ziyaret eden turistlerde görülüyor ve kişi kentten ayrıldıktan sonra hiçbir iz bırakmadan iyileşiyor.
Hastalığın üç tipi var:
-Kimisi kendinin mesih olduğunu düşünüyor.
-Kimi İsa peygamber olduğuna inanıyor.
-Kimi de elindeki asayla Kızıldeniz’i ikiye ayırabileceğine kanaatine sahiptir.
Bazı hastalar aşırı uç tarikatlara üye oluyor, bazıları ise tüm dünyevi işleri bırakıp kendini ibadet etmeye veriyor.
Kudüs Sendromu olan kişilerde 3 farklı tipoloji görülüyor:
-Kendini büyük dini bir lider olarak görme
-Turist olarak gelip (özellikle yalnız gelenler) Kudüs’ün büyüsüne kapılarak, aydınlandığına inanma ve insanlara doğru yolu göstermek isteği,
-Bir dine veya sınıfa mensup olup bulundukları dini ya da sınıfı kurtarma, ömrünü adamak isteği.
Her yıl 2 milyondan fazla turiste ev sahipliği yapan Kudüs’te bu sendroma yakalanma oranı 2. 1980- 1993 yıllarında Kudüs’e ziyarete gelen 1200 turist bu sendroma yakalanmıştır. Turistlerin bir kısmı daha önce psikolojik travmalar yaşasalar da pek çoğunun Kudüs’e gitmeden önce akli dengesinin yerinde olduğu, din ile çok fazla ilgisi olmayan, travmatik olaylar yaşamamış kişiler olduğu tespit edilmiştir. Bu sendromun en ilginç noktalarından biri ise din, dil, ırk ve dünya görüşü ayırt etmeden herkesi etkisi altına alabilmesi ve herhangi bir tedavi gerektirmemesidir. Tedavi için kişilerin Kudüs’ten ayrılmaları yeterli oluyor. Zira ziyaretlerini tamamlayan turistler eski yaşamlarına döndükten 5 ila 7 gün sonra normale dönüyorlar.
Not: Seni kendin olmaktan uzaklaştıran her zemin aslında hastalığının kaynağıdır.
Uzaklaş ve iyileş…

 
Etiketler: İLK, YAZI,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı