ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK

0

Devletle, toplumla, kalkınma ve gelişmeyle, sosyal barışla ve huzurlu bir ülkede yaşamayla alakalı olarak bugün kabus gibi üzerimize çöken sorunlarımızın temelinde “ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMA” meselesi yatıyor. Dolayısıyla tüm bu sorunlardan kurtulmanın yolu da “ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMA” konusuna daha doğru bir şekilde yaklaşmamızdan geçiyor.

Atatürk’ün devlete ve topluma bakış açısı neydi? Bu alanlarda neleri hedefliyordu? Bu hedefler için temel dayanakları neydi? Tüm dünyayı hayrette bırakan mucizevi işleri başarırken hangi kaynaktan besleniyordu? Yani onu “ATATÜRK” yapan temel dayanağı neydi? Tüm bu hususlar üzerinde kafa yormadan onu doğru anlamamız mümkün değil.

Bu konular üzerinde kafa yormaksızın sadece Atatürk’ü överek ve yücelterek, onun hakkında efsaneler dizerek hiçbir yere varamayız. Bu yolla doğru “ATATÜRKÇÜLÜK” yapmış olmayız. Çünkü; Atatürk’ün bizim övgümüze ve yüceltmemize ihtiyacı yoktur. Yüz yıla yakındır bu yanlış yolu zorluyoruz. Eğer olabilseydi şimdiye kadar olmuş olması lazımdı. Demek ki çok yanlış bir yoldayız.

Şimdi yazacaklarıma muhtemelen birileri kızacak ama ben yine de yazmalıyım. Son zamanlarda garip bir ATATÜRKÇÜLÜK eğilimi gelişti. (Bana sorarsanız; Bu yanlış eğilim bir yerlerden özellikle besleniyor) Her fırsatta onu anıyoruz. Onun resmi basılı tişörtler giyiyor, onun resmi basılı kravatlar takıyoruz. İzmir Marşı’nı ve 10. Yıl Marşını hançerelerimizi patlatırcasına söylüyor, evlerimizim balkonlarını Atatürk resimli Türk Bayraklarıyla donatıyor, her fırsatta oluk oluk Anıtkabir’e koşuyor ve orada milyonu aşan sayılarımızla övünüyoruz. Tüm bunları büyük bir coşkuyla yapanlar acaba bir an olsun “ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMA” konusunda yukarıda söylediklerime kafa yordular mı?

Cevabı ben vereyim. Bu sorunun cevabı net bir “EVET” olsaydı, bugün bulunduğumuz noktada olmazdık. Şu garabete bir bakar mısınız Allah Aşkına; Türkiye’nin en Atatürkçü ve en popüler gazetecisi Atatürk hakkında bir kitap yazıyor. Oldukça hacimli ve iddialı bir kitap. İnanılmaz, emsali görülmemiş bir reklam kampanyası yürütülüyor. İlk baskıda 1,5 milyon basılıp, ilk haftada 750 bin satıyor. 5 katlı kitabevlerinin 5. Katlarında imza günleri düzenleniyor ve sabahın köründe giderek en alt kattan kuyruğa girip, kitaba ulaşmak için tam 5 kat boyunca kuyrukta ilerliyorsunuz.

Kitabın Adı: “M. Kemal”…..! Yazar, Atatürk’le alakalı kitabının kapağına kendi adını yazmama inceliği gösteriyor ve bunu da reklam olarak kullanıyor ama kitabın adında, (Türklüğe keskin bir vurgu yapan “ATATÜRK” ibaresi özel bir itinayla yok. Kitabı okumaya başlıyorsunuz…. Aman Allah’ım, O da ne? Yazar, Atatürk’ün Hititlerle çok yakından ilgilenmesini, Hititler’de kadına çok değer verilmiş olmasıyla açıklıyor. Yani; Hititler kadına çok değer verdiği için ve Atatürk de kadınlara değer vermeyi planladığı için Hititleri araştırmış, öğrenmek istemiş. Yani; bütün sebep ve bütün bağlantı bu!!!

Eğer özel bir kasıt yoksa bir cehalet zirvesiyle karşı karşıyayız. Üstelik kendisinde kitap yazma yetkinliği görülen bir konuda büyük bir cehalet zirvesi… Dediğim gibi eğer özel bir kasıtla böyle yapılmamışsa yazar, Atatürk’ün tarih tezinden habersiz. Atatürk’ün, mensubu olduğu Türk Milleti’ni insanlığın en eski ve pek çok ulusları medenileştiren bir millet olarak gördüğünü bilmiyor. Hititleri araştırırken Anadolu’daki eski Türk izlerinin peşinde olduğuna dair bir bilgisi yok. Atatürk’ün tamamen aynı gerekçelerle Sümerlileri, Truvalıları ve Etrüskleri araştırdığından habersiz…. İşte bütün mesele burada başlıyor…

Atatürk’ün tüm hayatını ve tüm yaptıklarını bir tek temele indirgemek gerekseydi o temel “TÜRKLÜK” olurdu. Dolayısıyla “TÜRKLÜK” kavramını ve TÜRKLÜK ile bağını ihmal ederek Atatürk’ü anlayamazsınız. Atatürk’ün yapmayı planladığı ve yaptığı her işin temelinde bu kavram vardı ve tüm bu işleri başarırken de yine bu kaynaktan besleniyordu. Bunu anlamamız için daha ne kadar zaman geçmesi gerekiyor? Atatürk’ten, TÜRKLÜK kavramını çıkarırsanız geriye belki yine de iyi bir lider kalabilir ama asla orada ATATÜRK gibi bir dehayı bulamazsınız.

Dolayısıyla; Atatürk’ün Hititleri araştırmasında, konunun TÜRKLÜK ile alakalı yanını bilmeyip veya özellikle saklayıp, bu alakayı sadece “Hititlerin kadına değer vermesiyle” açıklayan bir zihniyetin, aynı kitabın adında (Türklüğe net bir vurgu yapması sebebiyle) ATATÜRK’ü ihmal edip, “M.Kemal”e sığınmasında benim açımdan anlaşılmayacak bir şey yoktur. Ama derin üzüntüm; en başta belirtiğim gibi bugün yaşadığımız sorunların temelinde “ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMA” meselesinin yattığını bildiğimiz halde bu tür kitaplarla bu derin problemimizin beslenmeye bugün de devam ediliyor olmasıdır.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin