ATATÜRK’Ü YENİDEN DÜŞÜNMEK

0

Türkiye Cumhuriyeti büyük badireler atlatılarak kuruldu. Osmanlı Devleti, son yıllarında kötü gidişatı fark etmiş ve önlemler almaya başlamıştı. Yenileşme adımları bunun içindi. Bir millet olma temeli arandı. Osmanlıcılık ve İslamcılığın iddia ettiği toplumsal kesim millet olma iradesi göstermedi. Osmanlı yıkıldığında gerçek anlamda millet olan Türkler kaderleriyle baş başa kaldı.

Ordu dağıtılmış, vatan toprakları işgal edilmiş, insanlar yorgunluk ve yoksulluk içinde kalmıştı. 1918 yılı itibariyle Türkler için durum iç açıcı değildi. Üstümüze kara bulutlar çökmüş gibiydi. Türkleri Ergenekon’dan çıkaracak bir Bozkurt’a ihtiyaç vardı. O Bozkurt, Birinci Cihan Savaşı’nda cepheden cepheye koşan bir Osmanlı Paşası olan Mustafa Kemal idi.

1919 yılının Mayıs ayında Rumların Anadolu’yu işgal etmeye başlaması ile İstiklal Savaşı örgütlenmesi de başladı. 19 Mayıs bu bakımdan Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum günü gibi oldu. Çünkü Türklüğün üstüne çöken kara bulutların dağıtılma mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. Bu adım aynı zamanda Türklerin var olma savaşında gösterdikleri bir irade oldu. Savaş kazanıldıktan sonra ilan edilen Cumhuriyet ile birlikte, toplumu geliştirmek için önemli adımlar atıldı.

 Atatürk’ün vefatına kadar geçen süreçte Türk milletinin bir “ulus devlet” halinde yeniden örgütlenme ve kalkınma hamleleri sürdü. Sonraki dönemlerde aynı kararlılık ve aynı duyarlılık devam etmedi ve toplumun yükselmesi beklenen seviyede olmadı. Bu bakımdan yakın tarihimizdeki yaşanan sosyolojik süreçlerin iyi analiz edilmesi gerekli.

Ülkemizde ve yakın coğrafyamızda son yıllarda olup bitenler bize yüz yıl öncesini hatırlatıyor. Osmanlı aydınlarının son çare olarak Türkçülüğe yönelmesi, İstiklal Savaşı verirken sadece Türk milletine dayanma mecburiyeti ve yeni devlet kurulunca milli bir yapıda olması bir mecburiyet olarak yaşanmıştır. Son yıllarda meydana gelen gelişmeler bize Mustafa Kemal Atatürk’ü yeniden okuma ve anlama ihtiyacı doğurmuştur.

Toplumun bütün kesimlerinde Atatürk’e ilginin arttığı gözlenmektedir. Atatürk hakkında yazılan kitaplar ve okuyucuların ilgisi bunun somut delilidir. Son aylarda tarihçi İlber Ortaylı, edebiyatçı İpek Çalışlar ve gazeteci Yılmaz Özdil Mustafa Kemal Atatürk hakkında yeni kitap yayımladılar. Değerli dostumuz emekli öğretmen Albay Ali Güler ise yılların birikimiyle çok sayıda kitap çıkardı. (https://www.halkkitabevi.com/ali-guler) Türk Yurdu dergisinin Kasım sayısında bir dosya çalışması olarak Atatürk yer aldı. (https://www.turkyurdu.com.tr/)

                Toplum, bütün olumsuz propaganda ve karalamalara rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ü önemsiyor, değerli buluyor ve anlamaya çalışıyor. Bir toplumu birarada tutan değerler vardır. Bu değerler arasında liderler ve kahramanlar da yer alır. Bu anlamda günümüz Türk toplumunda Atatürk birleştirici ve güç verici bir değer olarak yaşamaktadır. Bu değeri gerçek kimliği ve tarihte oynadığı önemli roller bakımından doğru tanımak lazımdır.

Atatürk, Türkiye’de çeşitli kesimler tarafından farklı boyutlarda sunuldu. Her farklı sunan kesim Atatürk’ü gerçek bağlamından koparmaya yöneldi. Yıllarca ülkenin sosyalist kesimleri “Devrimci Atatürk” modeli yaratmaya, darbeci askerler kendi amaçlarını gizlemek için Atatürk’ü zırh olarak kullanmaya çalıştı. Bazı karanlık çevreler ise düşmanlık tohumları saçmaya devam etti. Toplumun bütün samimiyetiyle gönlüne yerleştirdiği Atatürk’ü el birliği ile lekelemeye teşebbüs ettiler.

Şimdi yeniden Atatürk’ün değerini fark etmeye başladık. Özellikle yüz yıl önceki emperyalist baskıları görünce bazılarının aklına “istiklal savaşı” gelir oldu. Yedi düvele karşı bir milli direniş örgütleyen ve sonrasında milli devlet kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün büyüklüğü bir kez daha anlaşılmaya başladı. Anlamak için, önyargılardan kurtulmak ve doğru kaynaklardan faydalanmak gerek. Atatürk’ü doğru anlayarak, Türk tarihi içindeki gerçek rolünü yeni nesillere doğru öğretmek hepimizin milli görevi olmalı. Buna şiddetle ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin