DEVLETİN MALİ YAPISI ÇÖKÜYOR!

0

Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin en önemli kurallarından birisi “Toplum, devletin hangi uygulamalarını takipte titizlik gösterirse, devletin de o uygulamasına daha yüksek özen göstereceği” şeklinde özetlenebilir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sanayici ise yatırımlarından, tüccar veya esnaf ise işletme kârından, ücretli ise maaş gelirinden, bunların hiçbiri olmasa bile satın aldığı tüketim mallarından dolayı vergi ile muhatap oldukları için mali yönetimin devlet açısından “gelir” ve yurttaş açısından “vergi” ile ifade edilen yönü toplumda daha büyük bir alakaya konu olmasına rağmen, harcama yönetimi genel olarak geniş toplum kesimlerinin dikkati dışında yürütüldüğü için daha düşük düzeyde bir alaka konusudur. Ülkemizdeki bu durum, devletin harcama politikalarını oluşturup uygulaması sürecinde kendini daha kontrolsüz hissetmesi gibi olumsuz bir sonuç yaratmaktadır.

Halbuki ülke kapasitesinden dolayı devletin vergi gelirlerini artırma imkanları sınırsız olmadığı halde, harcama yönetiminde gerekli etkinliğin sağlanması suretiyle elde edilecek faydayı artırma imkanları vergi gelirlerini artırma imkanından daha yüksektir. Ayrıca devlet temel yönetim fonksiyonlarını harcamalarıyla hayata geçirir. Dolayısıyla kamu kaynaklarının etkin, doğru ve verimli kullanılması, yani iyi bir harcama yönetimi ve denetimi ülke kalkınması ve refahı için son derecede önemlidir.

İlk AKP hükümetinin ülke yönetimini ele aldığı dönemde Türkiye’deki Kamu Mali Yönetiminin  (özellikle de harcama yönetiminin) temel hukuki dayanağı 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu idi. Türkiye coğrafyası üzerinde bin yıl hükümran olmuş Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük Türk Devletinin Kamu harcama sistemine dair fevkalade olumlu deneyimlerin izlerini de ihtiva eden bu Kanun 1927 yılında uygulamaya konulmuş ve takip eden yıllarda da asrın gereklerine uygun şekilde yenilenerek güçlendirilmişti.

Söz konusu Kanun, harcama yönetimi konusunda temel olarak kamu harcamasının tek merkezden (Maliye Bakanlığından) yönetilmesi ve harcama konusunda uzman kadro ve kurumların sistem üzerinde (harcamadan önce, harcama esnasında ve harcama sonrasında olmak üzere 3 ayrı safhada) etkin kontrolü esasına dayanıyordu. Uzun yıllar boyunca Maliye Bakanlığı Muhasebat Başkontrolörü olarak kamu harcamalarının denetimi görevini yaptım. Bu süreçte İcracı ve yatırımcı kurum yetkililerinin, zaman zaman Maliye Bakanlığının bu denetiminden dert yanmalarına ve hiçbir ciddi devlette böyle bir uygulamanın mümkün olmayacağını bile bile “yaptıkları harcamalar üzerindeki Maliye denetiminin kaldırılması ve kendilerine verilen ödenekleri harcamada tam yetkili olmaları gerektiği” hususundaki ulaşılması güç hayallerini dile getirmelerine tanık oldum.

AKP kadroları ülke yönetimini ele aldıktan sonra Avrupa Birliğine uyum gerekçesine sığınılarak aceleyle hazırlanıp 2003 yılında yürürlüğe konulan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu yürürlükten kaldırıldı ve 5018 sayılı Kanun kamu harcama sisteminin temel düzenlemesi haline getirildi. Bu düzenleme ile Maliye Bakanlığının icracı kurumlar üzerindeki harcama denetimi yetkisi kısıtlanarak, tahsis edilen paraların kullanımındaki takdir  yetkisi  icracı kurumlara bırakıldı ve icracı kurumların hayalleri gerçek oldu!

Ancak bin yıllık devlet yönetim geleneğiyle güçlenmiş sorunsuz bir çok yapıyı ortadan kaldıran bu Kanun aradan geçen 15 yıllık süreye rağmen tam olarak uygulamaya geçirilemedi ve bir yandan harcama yönetiminin kimi alanlarında bu kanun ile getirilen yapılara işlerlik kazandırılmaya çalışır gibi yapılıp esasen bu alanda ciddi bir gelişme elde edilemezken, bir yandan da çaresiz kalınan alanlarda eskiye ait bazı yapıların devamına göz yumuldu. Bu durum ise kamu harcama sisteminde kontrol mekanizmalarını gevşeten, devlet harcamalarında verimliliği düşüren, usulsüzlük ve yolsuzluklara zemin hazırlayan bir yapı oluşturdu.

Bu arada hedeflenen mali kontrolsüzlüğün daha da pekiştirilmesi için Maliye Bakanlığı Merkez Denetim Elemanlarının harcamacı kuruluşlar üzerindeki teftiş yetkileri kaldırıldı.  Bakanlık Merkez Teşkilatlarının Teftiş Kurulları lağvedildi ve onların yerine kurulan ancak kendi aralarındaki yetki itilafları ve çelişkileri sebebiyle etkin şekilde görev yapamayan İç Denetim Kurulları ya da Denetim ve Rehberlik Hizmetleri gibi birimlerle kamu harcama sistemi üzerindeki denetim mekanizması en ileri düzeyde sulandırıldı ve zayıflatıldı.

AKP yönetimi ise sonuç olarak bizzat tesis ettiği bu yapıyı, kamu harcama prosedürlerine partinin hakimiyeti ve büyük boyutlardaki harcamaların istenilen kanallardan gerçekleştirilerek, istenilen hedeflere yönlendirilmesi için uygun bir zemin olarak görme ve değerlendirme noktasına gelmiş bulunmaktadır. Türkiye’de son yıllardaki kamu harcamalarına dayalı yolsuzluk ve usulsüzlük olaylarının yaygınlaşması bundandır. Ayrıca yaşanmakta olan denetim zafiyeti sebebiyle kamuoyunca bilinen yolsuzluk ve usulsüzlükler buzdağının sadece görünen kısmıdır.

AKP iktidarından sonra Devletin mali yapısını alt üst  eden yasal değişikliklerle bu ülkede kamu harcamalarının denetlenme imkanı kalmadı. Son on yılda yapılan mali mevzuat değişikliklerinden dolayı harcamacı kurumlar neredeyse tamamen Maliye Bakanlığı kontrolünün dışına çıktı. Maliye Bakanlığı, harcamaları denetleme ve harcamaların yasalara uygun yürütülmesini sağlama imkanını kaybetti.

Kamu İhale Kanunu’na o kadar çok istisna konuları eklendi ki adeta istisnalar esas haline geldi ve Devlet İhale Kanunu anlamını kaybetti. Kanunun istisnaları belirleyen maddesine her istisna bir harf başlığı altında eklenirken alfabede harf kalmadı, hatta bu karmaşa içerisinde “k” harfi arka arkaya iki ayrı istisna için iki ayrı bendin iki defa madde başlığı olarak kullanıldı ve bu durum aynıyla resmi gazetede yayınlandı da hiç kimsenin haberi olmadı! Sadece bu olay bile mali yapımızın ve kamu harcama sistemimizin ne halde olduğunu anlatmaya yeter.

Tüm bu olumsuz gelişmeler arasında Sayıştay  Kanununda yapılan değişikliklerle Sayıştay’ın denetim alanı genişletilmiş, yaygınlaştırılmış ve böylelikle Maliye Bakanlığı denetiminden çıkan kurumların Sayıştay denetimine tabi tutulduğu izlenimi verilmeye çalışılmıştır. Ancak işin esasında Sayıştay TBMM adına yapılan yasama denetimi ve Maliye Bakanlığı ise Kamu yönetimi adına yapılan idari denetimi ifade etmektedir ve dolayısıyla bu düzenlemelerle yapılan işin somut sonucu kamu harcamaları üzerindeki Maliye Bakanlığı denetimini kaldırmak olmuştur. Ayrıca tüm talep ve ısrarlara (TBMM Özel İhtisas Komisyonlarının raporlarında bile bu yönde tavsiyeler bulunmasına) rağmen, kamuda mali denetim yapan grupların Sayıştay’a nakledilerek Sayıştay denetiminin güçlendirilmesine imkan verilmemiş, böylelikle kamuda büyük bir denetim gücü atıl bırakılırken öte yandan Sayıştay’ın aniden artan iş yükü karşısında gereken fonksiyonlarını göremez hale gelmesine sebep olunmuştur.

Sonuç; devlet harcama sisteminde yaratılmış olan bir büyük başıboşluk, kontrolsüzlük ve kaostur. Bir zamandan beri işler eski alışkanlıkların sağladığı geleneksel yaklaşımlar ve eski mali yapıya hakim olan bürokratik kadrolar üzerinden yürütülmektedir. Ancak geleneksel yapıya hakim olan bürokrasi yenilendikçe giderek bu imkan ortadan kalkacak ve giderek bu kaos bir çöküşe dönüşecek ama o zaman bu tahribatı onarmak kolay olmayacaktır.

Devlet yönetimi açısından son derecede tehlikeli görülen bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için, ülkeyi AKP zihniyetinin elinden kurtararak yönetim sorumluluğunu üstlenecek ilk siyasi kadroların iktidarında; Mali yönetimde Maliye Bakanlığının denetim yetkileri yeniden etkin hale getirilmeli, kamuda zayıflatılmış olan denetim mekanizmaları yeniden ihya edilerek kamu harcamaları ile bunların denetimi alanında devlet ciddiyetine yaraşır bir yapı mutlaka oluşturulmalıdır. Çünkü makul bir süre zarfında bunun başarılamaması, tek kelimeyle devletin çöküşü anlamına gelir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin