E-DEVLETİN KAPILARI (SÜRGÜLÜ MÜ DEĞİL Mİ?)

0

Bir Kırşehir türküsü var:

“Seher vakti çaldım yârin kapısın(ı)

Baktım yârin kapıları sürmeli.”

Söz sürmeli kapıdan ve türküden açılmışken Elazığ’ın

“Vardım baktım demir kapı sürgülü”

diye başlayan türküsünü de anmadan geçmek olmaz.

Konu “kapı”dan açılmışken bir de devletin kapısından, hatta e-devletin kapısından bahsetmek gerekir.

“e-Devlet” ve “e-Devlet Kapısı” kavramlarını herhâlde duymayan, bilmeyen yoktur. Ama ben yine de bu kavramları tanımlamak isterim.

Devletin kendi tanımına göre “e-Devlet” kavramı, devlet tarafından vatandaşlara verilen hizmetlerin elektronik ortamda sunulması anlamına gelmektedir. Bu sayede devlet hizmetlerinin vatandaşa en kolay ve en etkili yoldan kaliteli, hızlı, kesintisiz ve güvenli şekilde ulaşması hedeflenmektedir.

“e-Devlet Kapısı” kavramı ise kamu hizmetlerine tek bir noktadan erişim imkânı sağlayan bir internet sitesinin adıdır. Yani vatandaşlar bu internet sitesini kullanarak devletin elektronik ortamda sunduğu hizmetlerden faydalanabilirler.

e-Devlet hizmeti sayesinde insanlar eğitimden sağlığa, hukuktan güvenliğe, iş hayatından iletişime ve daha başka bürokratik alanlara kadar devletin birçok kurumundaki kayıtlara ulaşabilmekte, devlet nezdindeki işlerinin takibi için gerekli aşamaları gerçekleştirebilmekte; böylece hem zamandan tasarruf edebilmekte hem de günümüz şartlarında artık gereksizleşen bir yığın kırtasiye ve formalite ile uğraşmak zorunluluğundan kurtulmaktadır.

Bu kadar bilgi aktarımından sonra, yazının girişini malumatfuruşluğa çevirmeden sadede gelmek istiyorum:

Geçenlerde e-Devletimizin kapısından girerek sanal koridorlarda dolaşırken kapılar üzerindeki tabelaları dikkatimi çeken birkaç odaya uğradıktan sonra bir de “Yargıtay” başlığı altındaki “Siyasi Parti Üyeliği Sorgulama” kapısını “tık”latıp içeri girdim.

Bir de ne göreyim?! Meğer ben “2012/2. dönem”den beri (bu 2. dönemin ne anlama geldiğini anlamadım ya… Neyse… Konumuz o değil) bir siyasi partinin üyesi imişim. Hâlbuki ben şimdiye kadar hiçbir siyasi partiye üye olmamıştım.

İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra hemen telefona sarılıp bir avukat arkadaşı aradım ve durumu anlatarak ne yapmam gerektiğini sordum. Avukat arkadaşımın tavsiyelerine uyarak “T.C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Sunulmak Üzere Sivas Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına” hitaben partiden istifa etmek istediğimi belirten bir dilekçe yazdım ve aynı gün içinde dilekçeyi Sivas Merkez İlçe Seçim Kurulu Kalemine teslim ettim.

İstifa dilekçemde, parti üyeliğimin “iradem dışında” gerçekleşmiş olduğunu özellikle belirttim. Çünkü aksi takdirde vaktiyle partiye üye olup şimdi de istifa etmek istemişim gibi bir durum ortaya çıkacaktı. Oysa ben iradem ve bilgim dışında bir partiye üye yapıldığımın da kayıtlara geçmesini istiyordum.

Bu durum benim için kayda değer ölçüde can sıkıcı olmakla birlikte mesele bu kadarla kalsa konuyu bir gazetenin köşe yazısı yapmaya gerek olmayabilirdi. Ama devamı geldi. Müsaadenizle anlatayım:

Aynı günün akşamında konuyu eşime açtım ve biraz da mizah katarak süreci kendisine aktardım. Bunun üzerine işkillenen eşim de e-Devlet üzerindeki “Siyasi Parti Üyeliği Sorgulama” kapısını “tık”latıp kendisiyle ilgili sorgulama yaptı. Meğer eşim de kapısından içeri bile girmediği partiye üye yapılmış. Üstelik o da “2012/2. dönem”den beri partinin “afktif üye”si görünüyordu. Ertesi gün eşimle birlikte İlçe Seçim Kuruluna giderek onun adına da bir dilekçe verdik. Onun dilekçesinde de “iradesi, bilgisi ve isteği dışında” bir siyasi partiye kaydının yapılmış olduğu kaydı yer aldı.

Bu noktada iş bizim için sıradan bir günlük heyecan ve mizah konusu olmaktan çıkıp üzerinde ciddi şekilde durulması gereken bir hâl almıştı. Çünkü ikimizin birden aynı dönemde (bu “dönem”in ne anlama geldiğini hâlâ anlamış değilim) bir partiye üye kaydedilmiş olması, ortada sistematik bir hukuksuzluğun (aslında buna “yolsuzluk ve sahtekârlık” demek istiyorum; ama söz konusu fiilin hukuktaki tam karşılığını bilmediğim için şimdilik “hukuksuzluk” demekle yetineceğim) bulunduğunu gösteriyordu. Birileri, devlet memuru olan eşimi ve beni bir partiye üye yaparak kendi kişisel veya kurumsal çıkarlarına alet ederken üye yaptığı kişileri de suçlu durumuna düşürüyordu. Çünkü  -akademisyen olduğum için benim değilse bile-  eşimin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tâbi bir çalışan olarak herhangi bir siyasi partiye üye olmasının yasak kapsamında bulunduğu bilinen bir gerçektir.

Şimdi üzerinde düşünülmesi ve konuşulması gereken iki konu var:

Birincisi, bu hukuksuzluğu yapanların bundan nasıl bir çıkar elde edecekleri meselesidir. İşin doğrusu ben bunu anlayamadım. Aslına bakarsanız onların bundan nasıl bir çıkar elde edeceği beni çok da ilgilendirmiyor. Bu konu, söz konusu hukuksuzluğu yapanlarla devletimizin arasındaki mesele.

Benim önemsediğim taraf ikinci konudur:

Ortada bir hukuksuzluk olduğu kesin. Ben bir vatandaş olarak hem dilekçe vermekle hem de bu yazıyı kaleme almakla  -sistematik olduğunu düşündüğüm-  söz konusu hukuksuzluğu ifşa etmiş oluyorum. Yetkili savcılar dilekçeyi ve bu yazıyı suç duyurusu kabul edip işlem başlatırlar mı?! Bilemem. Eğer Türkiye bir hukuk devletiyse ve bu devletin kapıları, Kırşehir ve Elazığ türkülerindeki kapılar gibi sürgülü değilse olması gereken herhâlde budur.

NOT: Yazıyı okuyan herkesin e-Devlet üzerinden benzer sorgulamayı yapmasında yarar olduğunu düşünüyorum. Buna Cumhuriyet Savcıları da dâhil. Çünkü onlar da aynı pervasızlığın, aynı kepazeliğin nesnesi durumuna düşürülmüş olabilirler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin