ETNİK BÖLÜCÜLÜK

0

Baştan söyleyelim bu yazının konusu “Etnik Kürtçülük” değildir. Kürtçülük veya başka maskeler arkasına gizlenen millet düşmanlığıdır. Çoğu zaman Türkçe konuşan ama Türk gibi yaşamayan birtakım zevat, Türklükle ilgili kritik konularda hemen aleyhte yer alırlar. Sıradan vatandaşlar kendileri gibi görünen bu zevatın tavırlarının asıl amacını pek anlayamazlar. Biz de Soğuk Savaş döneminde milliyetçi olmayanların komünist, milliyetçi görünenlerin de bizden olduğunu zannederdik. Böyle olmadığını çok sonraları anladık. Bu tipler hiçbir konuda milli olmazlar, milletten yana tavır almazlar. Kimisi kozmopolit Batı hayranı, kimi kökenini gizli tutmaya çalışan azınlık ırkçısı, kimi dindar görünümlü yobaz olarak karşımıza çıkarlar. Fakat ne hikmetse Türklük aleyhtarlığında birleşirler.

Son yaşanan “öğrenci andı” tartışmasında bu tip insanların gerçek yüzleri yine göründü. İlginç gerekçelerle “Türküm, doğruyum, çalışkanım” ve “Ne mutlu Türküm diyene” gibi ifadelerden rahatsızlıklarını kustular. Hâlbuki bu ifadeler Türklüğün sosyal kimliğini güçlendirecek ve sosyal bütünlüğümüzü pekiştirecek araçlardır. Her toplumda ve grupta ortak değerler ve törenler vardır. İnsanoğlu tek başına yaşayan bir varlık değildir. Bir toplum içinde hayatını sürdürür ve sosyal kimlik kazanır. Modern zamanlarda “millet” gerçekliği hem kimlik hem de güvenlik kazandırır. Meşru devlet yapılanmaları millet üstüne inşa edildiği için, bireyler milliyet ve vatandaşlık mensubiyetini buraya bağlarlar. Bunun dışındaki grup mensubiyetleri öne veya üste çıkarsa problem yaşanır.

Türkiye, Cumhuriyet ile birlikte millet varlığı üzerine bir üniter devlet yapılanmasına geçmiştir. Devletin kurucu önderleri, tarihi süreçten günümüze oluşan sosyal gerçekliğimizi dikkate alarak Türk milleti tanımlaması yapmışlardır. Milletin üyeleri aynı zamanda yeni devletin eşit vatandaşları kabul edilmiştir. Millete mensup olmaya uygun görülmeyen farklı dinlerden insanlara Lozan Konferansında azınlık tanımlaması yapılmıştır. Bu tanımlama da bizim isteğimizden çok emperyalist güçlerin dayatmasıyla yapılmıştır. Aramıza nifak girmesine rağmen Anadolu’daki Ermeniler bile bizden ayrı görülmemiştir. Geçen hafta vefat eden Ara Güler ve geçen yıl vefat eden Levon Dabağyan sosyal ve siyasi bakımdan Türk kimliği içinde değerlendirilir. Özellikle Dabağyan Alparslan Türkeş ile birlikte fiili olarak Milliyetçi Hareket Partisi içinde görev alarak hayatını Türk milliyetçisi olarak sürdürür. Bu tip vatanseverler kendi fertlerini ve etnik gruplarını, Türk milleti ve devleti üstünde değil içinde konumlandırırlar.

Dünyada yaşanan sosyal ve tarihi anaforlar vardır. Bu anaforların en büyüklerinden birisi son iki üç asırdır bizim çevremizde gerçekleşmektedir. Önce Çarlık Rusya’nın baskısıyla Kazan, Kırım, Kafkasya gibi bölgelerde Türk ve Müslüman halkların çoğu vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Ardından Balkanlarda katliamlar ve zorunlu göçler yaşanmıştır. Göçlerin odağı Türklerin vatan tuttuğu topraklardır. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte geri çekilmek zorunda kaldığımız Ortadoğu topraklarında çok sayıda mağdur soydaşımız kendi kaderlerine terk edilmiştir. Anadolu coğrafyasında verilen şanlı bir Milli Kurtuluş Savaşı ile bugünkü devletimiz kurulabilmiştir. Dolayısıyla Türk olmanın ve Türklerle birlikte olmanın bedeli ağır olmuştur. Bu bedeli paylaşan insanlar birbirine kenetlenmiş ve yeni dönemde ortak bir gelecek ülküsü etrafında bütünleşmişlerdir. 1933 yılında genç Cumhuriyetin fertleri arasında hem birlik hem de heyecan oluşturmak için bir öğrenci andı başlatılmıştır. Andın sonunda yer alan “Ne mutlu Türküm Diyene” ifadesi bu ruh halinin yansımasıdır. Bu ruh halini anlayamayanlar zaten bu milleti de anlayamazlar. Takıldıkları etnik bölücülüğün zehiriyle hem kendilerine hem de birlik ve bütünlük içinde güçlenen millete zarar vermiş olurlar.

Sosyoloji etnikliği, modern toplum olarak bir milletin içinde kendisini farklı alt grup kimliği ile tanımlamak olarak görür. Bu kimlik çoğu zaman geleneksel yapıya dayalı bir soy tanımlamasıdır. Aşiret, kabile, milliyet gibi mensubiyetler olabilir. Türkiye gibi ülkelerde buna ideolojik grup veya gizli kimlikleri de dâhil etmek gerekir. Özellikle Türklüğe karşı alerjisi varmış gibi davrananların tanımlanabileceği en uygun kavram “etnik bölücülük”tür. Bu kavramı sadece PKK taraftarları için kullanmak eksiklik olur. Kökeni ne olursa olsun Türklükten uzak gruplar oluşturan ve kapalı cemaat yapısına sığınan insanları da bu sınıfa almak gerekir. İsimleri bazen Marksist grup, bazen dini cemaat, bazen Alevi örgüt veya göçmen derneği olabilir. Türk milleti ve devleti üstünde farklı yerlere bağlılık gösteren ve kimlik arayanların PKK bölücülüğünden farkı olabilir mi? FETÖ böyle bir bela olmadı mı başımıza? Andımızın bütünleştirici etkisini kırmak kimi rahatsız eder, kime yarar sağlar? Bugün tekrardan Milli Mücadele zamanındaki birlik ve bütünlük ruhunu canlandırma zamanıdır. Ayrışma bahanesi arama zamanı değildir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin