GÜÇ ADALETTEDİR  

0

Son yıllarda siyasi gücü elinde bulunduran egemenler (!,) bir nevi güç zehirlenmesinin tesiriyle, kaba kuvvetin ve zayıfı ezmenin verdiği haz ve şaşkınlıkla, ilerde belki kendilerinin de pişman olacakları tasarrufları en acımasız ve vurdumduymaz bir şekilde uyguluyorlar.

Bu ve benzeri konularda; Türkiye’de kurumsallaşmış ve güçlü demokratik fren mekanizmaları da olmadığı için, tabiri caizse ‘’bodoslama,” ve hiçbir zaman  ‘’aman etmeyin, yapmayın, yanlış yapıyorsunuz feveranlarını, hiçbir  farklı  düşünceyi dikkate almadan, hatta nereden gelirse gelsin kendi arkadaşları, dostlarını dahi dinlemeden “dediğim dedik, güç bende, sizde kim oluyorsunuz” edasıyla hatta bazen Moğol akınlarını kıskandıracak tarzdaki eylemlerine devam edebiliyorlar.

Bunun en yakın örneğini Sivas Numune Hastanesi olayında, yakın zamanda bir çoğumuzun içi yanarak izledik. Hatır, gönül, kibar söz, ilim, bilim, tecrübe, büyük sözü gibi hasletleri atlarının nalları altında nasıl ezdiklerini ve yok ettiklerini gördük. Oysa bir parça esneklik, bir parça merhamet hani Mevlana demiş ya; ‘’ kasırga bir çok ağaçları kökünden sökse de alçacık bir ota ihsanda bulunur. O sert rüzgar otun zayıflığına acır. Gönül artık sen kuvvetten dem vurma. Balta ağaçların sıklığından hiç korkar mı, hepsini parça parça eder. Fakat ota saldırmaz.” Ama güç zehirlenmesi o kadar kötü ki ne ot dinliyor ne hatır.

Bir toplumun gelişmişliği onun talepleriyle doğru orantılıdır. Toplum neyi istiyor, neye ses çıkarıyor… Bizim toplumumuz acaba hukuk ve adalet talep ediyor mu? İlim adamları öncelikle talebin içselleştirilmesi gerektiği ve kendi içinde yaşanması talebin ciddiyetinin göstergesidir diyorlar. Bu durumu kendi toplumumuza uygularsak, hukuk talebinin ciddiyeti konusunda sıkıntılar olduğunu görürüz. O yüzden de gücü böyle eline geçiren, onu kimseye hesap verme ihtiyacı göstermeden kullanabiliyor. Kendi yandaşlarına bile hukuksuzluk ve tahammülsüzlük gösterebiliyorlar. Hukuku istedikleri gibi eğip bükebiliyorlar. Düzmece teknik raporlar düzenlettirebiliyor. Bir günde tarihi eser vasfında bir yeri ertesi gün “depremde tehlike arz edebilir” gibi toplumu aptal yerine koyan düzmece bir raporlarla gerekçelendirebiliyor. Bir günün kahramanı ertesi günün haini olabiliyor. Çünkü toplum da hukuksuzluğu kanıksamış bir toplum. Hukuksuzluğu her alanda kendi yaşıyor ve yaşatıyor. İmar yolsuzluğuyla yapılmış gecekonduda oturuyor. Kırmızı ışıkta geçiyor, elindeki çöpü istediği yere atıyor. Kimsenin hakkına saygı göstermiyor. En basit işte bile torpil arayıp önündeki hak sahibini ezmeye çalışıyor. Başkasının hakkı yenmiş yenmemiş onu ilgilendirmiyor. Toplumsal varlıklar kendi hakkından sonra geliyor. Çevre bilinci onun için bir şey ifade etmiyor. Onun tarihi varlıkları onun için bir anlam ifade etmiyor. Şifahiye Medresesi’nde bir esnafın tarihi varlığa kilim asmak için sorumsuzca çaktığı çivinin, kendi kalbine çakıldığının farkında değil. Vatan sevgisinin öncelikle kamunun ortak malları ve varlıklarını korumaktan geçtiğinin bilincinde değil. Bayrak sallamanın ya da birine biat etmenin vatan sevgisi için yeterli olduğunu düşünüyor. Bunları çoğaltabiliriz.

Her işte olduğu gibi Tarihi Numune Hastanesi konusunda da Sivas’ta bulunan bütün kuruluşlar, iktidar sahiplerinin bu keyfi tutumlarına karşı sınıfta kalmışlar, gerekli tepkiyi göstermemişlerdir. Maalesef bir değerimiz bir hatıra eşyamız şehrimizin bir hafıza noktası mahallenin söz dinlemez adamları tarafından bizim ağlamamıza, sızlanmamıza rağmen göz göre göre yıkılmıştır. Hem de insanı aptal yerine koyan bir raporla. Acaba Sivas tarihinde depremden yıkılan kaç yapı vardır? Timur’dan sonra böyle halka rağmen güç göstermek kaygısıyla yıkım yapan başka bir sebep oldu mu?.

Yerine camii ikinci bir hata olur. Hatıralarımızı katlettiniz bari kutsallarımıza merhamet edin.

Geçtiğimiz günlerde Özbekistan’da idim. Timur’un heykelini, onun  veciz sözü süslüyordu.

‘’GÜÇ ADALETTEDİR’’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin