İLKELİ OLMA HALİ: Ahlaksızlık ve Hukuksuzluk

0

Bir seçim sürecini daha tamamladık. Her zaman olduğu gibi tarihin en önemli seçimini yaptık. Kazananlar ve kaybedenler bu işin doğasında var. Demokrasi dediğimiz sistem bunu gerektirir. Fakat bizim ülkemizde demokrasinin henüz olgunlaşmadığını bir kez daha gözlemledik. Hâlbuki ilk defa bu dönem ümitlenmiştik. Büyük bir olgunlukla herkesin kazandığına veya kaybettiğine razı olacağını zannettik. Olmadı maalesef. Birbirini kandırmayı alışkanlık haline getirmiş bir toplumda insanların birbirinden şüphelenmesi normal. Meşhur hikâyedir: İki âmâ sofrada dolma yiyorlarmış. Biri diğerini uyarmış “dolmaları iki iki yeme” diye. Diğeri “sen görmediğin halde nereden biliyorsun benim iki iki yediğimi” deyince, meşhur cevabını vermiş “ben öyle yapıyorum da”. Seçim sonuçları hakkındaki tartışmalar bu hikâyeyi hatırlatıyor insana. Demek ki herkes kendinden biliyor ve insan herkesi kendi gibi biliyor.

İnsan yaratılışı gereği bazı zaaflara sahiptir. Arzuları, hırsları, bencilliği, kibirliliği gibi birçok olumsuz özelliği aslında içinde barındırıyor. İngiliz filozofu Thomas Hobbes “insan insanın kurdudur” derken belki bu özellikleri gördü. Kutsal dinler de insanın bu özelliklerini kabul ederek, onları kontrol altına alacak yollar gösteriyor. Nefis terbiyesi ile insanın kötülüklerden arınacağı ve olgunlaşacağı varsayılıyor. Sonuçta insan ahlak adı verilen bir sistem ile kendi kendisini kontrol edebilmeyi öğreniyor. İyi ve kötüyü belirleyen birtakım ilkeler ve değerler ile hayatına yön vermeyi öğreniyor. Ahlak ile insan arzularını, hırslarını, bencilliğini, kibirliliğini dizginleyebiliyor. Dizginleyemezse birbirinin hakkına giriyor, tecavüz ediyor, öldürüyor, kötüleşiyor. Tehlikeli bir hal alıyor. Hobbes’un uyardığı kadar var. Son dönemlerde sıklıkla medya vasıtasıyla hepimizin iğrendiği kötülük haberleri alıyoruz. Müslüman bir toplumda akla ziyan sapmalar ve suçlar görüyoruz. Çoğu zaman duyduğumuzda irkiliyoruz.

İnsanın olumlu özellikleri de var. Bunlara dayanarak insanî kavramını kullanıyoruz. İyilik yapması, dürüst, merhametli, vicdanlı ve vefalı olması, dostlarına ve eşine sadakat göstermesi, yardımseverliği, hakkaniyete dikkat etmesi gibi birçok özellik insana mahsustur. Bu özellikler bütün insanlar için olumlu bir kanaat oluşturur. İnsanları bu olumlu davranışlara yönlendiren temel evrensel ilkeler olmalıdır. Felsefe tarihindeki büyük filozoflar ve dinler tarihindeki büyük peygamberler ve âlimler bu ilkelerin peşindedir. Bu ilkelerin neler olduğu üzerinde bazı tartışmalar olsa da, insanların ahlaklı olmasının buna bağlı olduğu ve halk arasında yaygınlaşmasının önemi herkes tarafından kabul edilmektedir. Ahlaklı olmak bu anlamda ilkeli olmaktır diyebiliriz. Bu ilkeler insana güvenilir olmayı kazandırır. Karşımızdaki insan Müslüman, Hıristiyan veya ateist olsa da ilkeliyse korkmak gerekmez. Nasıl davranacağını az çok bilirsiniz. İlkeli olmayan insanların ise bazen çıkarları, bazen korkuları için birbiriyle çelişen davranışlarda bulunduğunu görürsünüz. İnsanın insanlıktan çıkmasını sağlayan ahlaksızlık ve hukuksuzluk burada başlar.

Dünya tarihinde insanlığın en önemli problemi nedir diye sorulsa ilk akla gelen “ahlaksızlık ve hukuksuzluk” halidir. Bu problem üzerinde çok durulmuş, çözülmeye çalışılmıştır. Peygamberlerin gelmesinin hikmeti burayla ilişkilidir. Filozofların “temel ahlak ilkesi” bulma çabası huzurlu ve mutlu bir toplum düzenine kavuşmayla ilgilidir. Felsefe tarihinde Sokrates tiplemesi bu konudaki en çarpıcı örneklerden birisidir. Dinler tarihinde son peygamber Hz. Muhammed’in henüz vahiy gelmeden önce bile herkesin güvenini kazanan bir ahlak insanı olması herkese yol gösterici bir örnektir. Ancak ilkeli ve ahlaklı bir insanın söylediklerine inanılır. Söyledikleri ve yaptıklarıyla sürekli çelişki içinde olan insanlar ise güven vermez. Nerede ne yapacakları kestirilemez.  Çünkü onların değer olarak kabul ettikleri ilkeleri yoktur.

 Toplumsal olarak hayatımızı sürdürebilmenin yolu temel ilkelere dayalı erdemler ve değerlerdir. Türk toplumu bu bakımdan tarihi süreç içinde kendisini ispatlamış bir geçmişe sahiptir. Örf ve töre dediğimiz kurallar sistemi uzun yıllar, Türk toplumunu oluşturan bireyler tarafından temel değerler olarak benimsenerek uygulanmıştır. Töresi olan bir toplum aynı zamanda ahlaklı bir toplumdur. Son dönemlerde yoğun bir değişim anaforunda kaldığı için bu konuda olumsuz örnekler çoğalmaktadır. Bunların tahlil edilmesi ve aydınlatılması gereklidir. Artık Türkler gittikçe güvenilir olmaktan çıkmaktadır. Sosyolojik olarak değerlerin gücünü kaybetmesi bir çözülme veya bozulma olarak adlandırılabilir.

Bozulmuş toplumsal yapılarda ilkesizlik ve hukuksuzluk egemendir. Tarihteki örneklerinden birisi Eski Yunan’da Sofistlerdir, diğeri İslam tebliğ edilmeden önceki Arap toplumunda cahiliye denilen dönemdir. Eski Yunan’da Sofistler, Cahiliye döneminde Araplar tam bir ahlaksızlık ve hukuksuzluk içinde yaşamaktadır. Çıkarları için ilkeler değişmekte, başka insanların hakları çiğnenmekte, güvenilir bir toplumsal ortam ortadan kalkmaktadır. Küçük grup dayanışmalarıyla her türlü ahlaksızlık ve hukuksuzluk yapılabilmektedir. Örneğin cahiliye Arapları kabilecilik yaparak her türlü haksızlığı örtbas etmekte ve ahlaksızları bizim kabilemizden diyerek korumaktadır. İlkeli davranarak karşı çıkan olursa da onları ötekileştirmekte ve cezalandırmaktadır. Buna göre ne yaparsa yapsın bir kabile mensubu, aynı kabileye mensup kişileri, haksız da olsalar başka kabile üyelerine karşı desteklemekle yükümlüdür. Aksi bir durumda kabileye ihanet olarak kabul edilmektedir. Peygamberimizin yasakladığı kabilecilik budur. İslam, günümüzde Avrupalıların modernleşmeyle ancak keşfedebildikleri ilkeli olmayı o dönemde insanlığa beyan etmiştir. Farklı dinden veya kabileden de olsa herkesin hakkı teslim edilmeli ve güvenilir insanlar olunmalı temel ilke halini almıştır. Bu anlamda Müslüman güvenilir insandır. İlkeli olduğu sürece Müslüman olmayan insanlar da güvenilir kabul edilir. Malınızı, canınızı, namusunuzu emanet edebilirsiniz. İlk Müslümanlar eziyet ve zulüm gördüklerinde, İslam Peygamberi “Habeşistan’a gidin. Orada halkına zulmetmeyen adil bir hükümdar vardır. Orası doğruluk ülkesidir. Allah Teâlâ bir kolaylık gösterinceye kadar orada kalın.” diyerek güvenilir insanların bulunduğu bölgeye yönlendiriyor. Demek ki bir toplumun huzuru, güvenilirliği insanlarının doğruluğuna ve yönetiminin adaletine bağlı.

Konu aslında günümüzde bizi ilgilendiriyor. Artık ne Türk töresinin, ne İslam ahlak ve faziletinin etkisinin kalmadığı günleri yaşıyoruz. İlkesizlik, kabilecilik, töresizlik almış başını gidiyor. İktidar olmak için veya kazanmak için her yolu uygun gören Makyavelliyi aratmıyoruz. Menfaatimize biraz dokunacağını hissettiğimiz anda kazanmak için her yolu deniyoruz. Bizden olanları koruyup, bizden olmayanların haklarını gözümüzü kırpmadan yiyoruz. Kazanma hırsı veya kaybetme korkusu gözümüzü kör ediyor. Ahlakı ve hukuku hiçe saydırıyor. Daha uzatmaya gerek var mı? Her şey ortada. Eskiden dindar insanların az çok ahlaka ve hakkaniyete uyacağı yönünde ümidimiz vardı ama bugün artık onu da katlettiler. Dolayısıyla dipteyiz ve yukarı çıkmak için ilkeli olmaya ve ilkeli olabilmek için de bir şeyleri göze alabilmeye ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin