İSTİKLAL TUTKUMUZUN SEMBOLÜ İSTİKLAL MARŞI’MIZ

0

 

Her ülkenin bağımsızlığının sembolleri vardır. Bunlar, bayrak, başkent, resmî dil, dolaşımdaki para ve millî marş gibi unsurlardır. Bu bağımsızlık sembollerine birkaç madde daha eklenebilir; ama bağımsızlığın en önemli göstergeleri, burada adları sayılmış olanlardır.

Bu itibarla 12 Mart 1921 tarihi, mensubu olmakla övündüğümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve resmî kuruluşuna giden yoldaki önemli kilometre taşlarından biridir. Çünkü bu tarih, Mehmet Akif’in yazdığı ve devletimizin bağımsızlığının en önemli sembollerinden biri olan İstiklal Marşı’nın Büyük Millet Meclisinde millî marş olarak kabul edildiği gündür.

Daha önceki yıllarda da zaman zaman çeşitli etkinliklerle kutlanmakla birlikte son yıllarda çıkarılan “İstiklal Marşı’nın Kabul Edildiği Günü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü Hakkında Yönetmelik” kapsamında 12 Mart’ın yıldönümü, çok daha yaygın biçimde kutlanmaya başladı. Böylece içinde yaşadığımız devletin kuruluş felsefesine ve kuruluş yıllarındaki millî hassasiyetin niteliklerine dair bilgilerimizi yenilemek veya bilmediklerimizi öğrenmek için fırsatlar yakalamış olduk. Ben de bu kapsamda birkaç kelam etmek isterim.

Türk milleti, tarihin çok eski dönemlerinden beri “millî marş” adıyla değilse bile “millî nitelik taşıtan” ve adına “marş” denilebilecek müzik eserleri kullanmaktaydı. Hatta kimi araştırmacılar tarihte millî nitelik taşıyan ilk marşların Hunlarda ortaya çıktığına dair veriler bulunduğunu ifade ederler. Bunun yanında Selçuklu sultanının, Kayı Boyu’nun beyi Osman Gazi’ye gönderdiği sancak ve davul da birer bağımsızlık sembolü olarak kabul edilir. Gönderilen bu hediyelerdeki sancak, bağımsızlığın simgelerinden birini, davul da günümüzdeki millî marşların yerine geçecek musiki ritüelini icra edecek enstrüman olarak diğerini sembolize eder. Dolayısıyla o zamanlarda da adına “millî marş” denilmese bile milletimizin benzer ihtiyaçlarına cevap verecek uygulamaların varlığından bahsedilebilir.

Buna karşın milletimizde modern anlamda bir millî marş ihtiyacı 1820’lerde, II. Mahmut zamanında ortaya çıkmıştır. Mehterhaneyi kapatıp onun yerine Batılı nitelik taşıyan bir bando kurduran padişah adına Batılı normlarda bestelenmiş olan Hamidiye Marşı, Batı’daki millî marşlara benzetilerek II. Mahmut’un tahtta kaldığı sürece çalınmıştır. Ama bu marşın resmen, kanunla belirlenmiş bir millî marş olmadığını belirtmek gerekir.

Keza II. Mahmut’tan sonra sırasıyla Abdülmecit için Mecidiye Marşı, Abdülaziz için Aziziye Marşı, II. Abdülhamit için Hamidiye Marşı ve Mehmet Reşat için Reşadiye Marşı bestelenmiş ve bu marşlar 1820’lerden 1920’lerin başına kadar her biri adı geçen padişahın tahtta bulunduğu sürece çeşitli platformlarda icra edilmiştir.

Padişahlara hürmeten icra edilen bu marşların yanında benzer ihtiyaca cevaben kimi zaman da Cezayir Marşı ve Cenk Havası denilen müzik parçalarının çalındığı görülmüştür. Halk arasında çok beğenildiği kayıtlara geçmiş olan bu son iki parçanın Anadolu’da kırsal kesimlerdeki düğünlerde davul zurna ile hâlen icra edildiğine şahit olunabilir.

Vaktiyle gündeme gelen ve bir iki tanesi az da olsa hâlâ icra edilen bu eserler için resmî anlamda “millî marş” nitelemesi kullanmak mümkün değildir. Çünkü bunlar bağımsızlık sembolü olarak resmen kanunla kabul edilmiş marşlar değildir.

Türk milletinin millî hassasiyetlerine tercüman olacak bir marş ihtiyacı, milletin varlık yokluk mücadelesi verdiği Kurtuluş Savaşı yıllarında yeniden gündeme gelmiş ve bu ihtiyaç, savaşın en kritik aşamaları arasında gösterilen I. ve II. İnönü Muharebeleri sırasında kabul edilen İstiklal Marşı ile giderilmiştir.

İstiklal Marşı, Türklerin millet olarak tarih sahnesine çıktığı günden zamanımıza kadar en çok hassasiyet gösterdiği ve İslam’la müşerref olduktan sonra maddî ve manevî anlamda daha geniş bir kapsam alanına kavuşan “hürriyet” kavramına vurgu yapması yönüyle karakteristik bir metindir ve bizi en iyi anlatan edebî eserlerden biridir.

Genellikle güftesi; yani sözleri üzerinden değerlendirme yapılan bu eserin malum olduğu üzere bir de bestesi vardır. İstiklal Marşı’mız güftesi ve bestesiyle bir bütündür ve o bütünlük içinde icra edilmektedir. Kimilerinin, İstiklal Marşı’nın güftesi ile bestesi arasındaki uyumsuzluklara; müzik terminolojisindeki adıyla prozodi hatalarına temas ederek bu eseri eleştirdiğine, eser üzerinde birtakım değişiklikler yapılmasına yönelik tekliflerde bulunduğuna tanık olunmaktadır.

Bu teknik kusurun varlığı gerçek olmakla birlikte sırf bu yüzden marşın güftesinde veya bestesinde bir değişiklik yapılmasının doğru olmayacağına dair bir kanaat taşıdığımı belirtmeliyim. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde millî marşlar en mükemmel müzik eserleri olmak üzere üretilmez. Sadece ilgili milletin karakterini yansıtacak bir muhteva ve üsluba sahip olması beklenir. Bizim millî marşımız da  -özellikle güftesiyle-  Müslüman Türk milletinin hassasiyetlerini yansıtmak bakımından son derece karakteristiktir. Bu nedenle 97 yıldır aynı coşkuyla ve aynı ülkünün terennümü olarak icra edilmeye devam etmektedir. Bundan sonra da aynı şevkle benimsenerek icra edileceğine dair hiç şüphem yoktur.

 



CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin