Metin KABAKCI’dan: Dillere Destan Mısır Kraliçesi Güzel Nefertiti

0

Nefertiti’nin Büstü

Kusursuz bir kemik yapısı ve anlamlı bakışlar, binlerce yıl sonra bir büst aracılığı ile güç ve hâkimiyeti yansıtıyor.Nefertiti’ye ait bir büst, en çok kopyalanmış, Eski Mısır eseridir.Dünyanın en eski ve aşılamayan değerdeki şaheseri kabul edilen, Nefertiti büstü hem tarihi değeri hem de taşıdığı, estetik ve güzelliğe dair anlamlar nedeni ile çok önemlidir. Çünkü bu büstten bize, ölümünden binlerce yıl sonra bile, Kraliçenin sadece güzelliği değil, hüzünlü ruh hali ve mutsuzluğu da yansımaktadır.

Nefertiti; çok güzel olmanın yanı sıra, akıllı, bilgili, azimli ve gururluydu. Güzelliğinin haricinde zekâsı ve bilgeliği ile de ünlüydü. O, kocasını seven ve bunun karşılığını da gören bir kadındı. Fakat kraliçe mutlu değildi.Gizli bir derdi, elemi vardı. İşte bütün bu detaylar büstüne yansıtılmıştır.

Bu büstü yapan heykeltıraş, kraliçenin iç duygularını, gizli dertlerini en yalın şekilde taşa yansıtmayı başarmış bir sanatçıdır. Büstü değerli klan detaylardan biri budur.

Büst; Mısırlı sanatçı Thutmose tarafından yapılmıştır.Kraliçenin yüzü, güneş yanığı tonunda; başı, tıraşlı vaziyette; dudakları kırmızıya boyanmış haldedir. Kraliçe Nefertiti’nin büstü, Akhenaton’un kurduğu yeni başkentin yıkıntıları arasında, 1912 yılında Alman bir arkeolog tarafından bulunmuştur.

Dünyanın ondan hiç haberi yokken var oluşundan 34 asır sonra 6 Aralık 1912’de Tell el-Amarna’da Alman arkeolog Ludvig Brochardt yönetimindeki kazılarda o ünlü büst bulunuyor.

Arkeolog, Nefertiti’nin büstünün güzelliğinden öylesine etkileniyor ki, kayıtlara onu önemsiz bir obje gibi kaydederek Almanya’ya kaçırıyor, ancak notlarında, “ yazmakla anlatılamaz, onu görmek gerek” diye güzelliğinden nasıl etkilendiğini de dile getiriyor. Sonunda kazılardan kaçırılan büst Berlin’de Dahlem Müzesine ulaşıyor.

Büstü Berlin’e getirerek özel koleksiyonuna alan arkeolog, 1920 yılında Nefertiti büstünü Berlin’deki Mısır Müzesi’ne hediye etmişti.
Berlin müzelerinin “Mona Lisa”sı olarak büyük bir ilgi ile karşılanan Nefertiti büstüne, Hitler’in bile büyük önem verdiği biliniyor.

Nefertiti ve Akhenaton

Firavun Akhenaton’un karısı Nefertiti, kocası ile yeni olan ”Aton” dinini yaymaya çalışmıştır. İktidarda oldukları dönem içinde Mısır kültüründe bir devrim gerçekleştirerek, Mısır dininde köklü değişiklikler yarattılar. Çoklu tanrı inancına sahip olan Mısır halkı da onun etkisiyle tek tanrılı bir inanışa doğru yönelmekteydiler. Bu dinin esası, birçok tanrı yerine sadece güneş tanrısına tapmaya dayanmaktadır.

Akhenaton’un dinsel anlamda hal sunduğu ve kısmen de olsa kabul ettirdiği yenilikler, eski Mısır’ın dini inanışına ve tapınaklarına ilan ilgiliyi azaltmış bu da eski papaz ve diğer din adamlarının halk üzerindeki güçlerinin zayıflamasına yol açmıştır. Bunun sonucunda da Firavun bu yaptıklarıyla, eski Mısır dininin temsilcileri olan papazlarının düşmanlığını üzerine çekmiştir. Nefertiti ve Akhenaton’un yaymak istedikleri bu yeni dinsel amaç uğruna eski tapınakların hepsini yıkarak yeni bir başkent inşa ettiler.

Çok tanrılı dinden Tek tanrılı dine geçişte eşine verdiği destek yüzünden düşmanları artmıştı. Akhenaton bu dini reformu başaramamıştı ama yine de Akhenaton dünyanın ilk tek tanrılı dine inanan insanı olarak anılır. Bu dönemde Mısır sanatı realist diyebileceğimiz bir çizgiye yaklaştı. Ama öteki ilahlara tapan rahipleri onun bu sapkınlıktan dolayı ceza göreceğini söylediler düştüğü üzücü durumu da bu cezanın gerçekleşmesi olarak gördüler.

Nefertiti’nin düştüğü üzücü durum ise, 6 kız çocuk doğurduğu halde taht varisi olacak bir erkek çocuk sahibi olamaması idi. Bunun tanrılardan gelen bir ceza olduğu söylemi, çok sayıda yandaş buldu. Firavun 2. bir eş alıp ondan Tutankamon adlı bir erkek çocuk sahibi oldu ki, dünya bu firavunu da ünlü mezarı ve lanetiyle bugün de bilmektedir.
Mutsuzluğunun gerçek sebebi buydu…

Nefertiti ve Mona Lisa

Nefertiti, yaşadığı devirden yaklaşık 3000 yıl sonra Rönesans çağında modelinin eserine en iyi yansımasını sağlayan Leonardo da Vinci, ”La Jaconde” adlı eserinde Nefertiti büstünde olan ifadeye yakın bir ifadeye ulaşmıştır ama bu eser bir tablo olduğu için heykelden daha kolay ifade edilmektedir.

Hem La Joconde (Mona Lisa) hem de Nefertiti de, aynı esrarengiz tebessüm ve yüzdeki mahzun, elemli ifadeler göze çarpar ama Nefertiti, hem zaman hem de heykel olması açısından daha üstündür.

Bir kraliçenin yaşadığı ıstırap ve sahip olduğu gizli dertlerin bir sanat eserine ustalıkla yansıtılmasıyla oluşan Nefertiti olayı hafızalarda soru işaretleri , hem derin düşünceler bırakıyor ve bu efsanevi hikaye gizemini koruyarak bin yıllar öncesini bizlere anımsatıyor. Bir kraliçenin, kendi içinde yaşadığı dertler ve onun dışa yansıması, bu eserle somutlaşıyor.

Nefertiti’nin Mumyası

Mısır’ın en ünlü kraliçesi Nefertiti’nin mezarı yıllarca bir muammayı oluşturmuş ve hakkında binlerce lanet hikayesi uydurulmuştur. Bir yüzyıl kadar önce Krallar Vadisi’nde bulunan isimsiz üç mezardan birinin Nefertiti’ye ait olduğu gündeme gelmişse de bu yakın zamana kadar araştırılmamıştır. Birkaç yıl önce İngiliz Mısırbilimci Dr. Joann Fletcher bu tezin peşine düşmüş ve mezara girmeyi başarmıştır.

Yapılan incelemelerde bir kolu kesik (ya da kırık)olan mumyanın, henüz yaşarken gövdesinin sağ tarafına kesici aletle açılan bir yara sonucu öldüğü sonucuna varılmıştır. 30 yaşlarında bir kadına ait olan mumyanın sol kulağında çift küpe deliği görülmekte. Firavun dönemi Mısır’ın da Nefertiti bu şekilde kulak deldirmiş tek kadın olarak biliniyor. Mumya, özenle tahnit edilip mezarına yerleştirildikten kısa süre sonra mezar soyguncularının hedefi olmuş. Soyguncular kendilerinden beklendiği gibi mezardaki ve mumyadaki değerli mücevherleri ve eşyaları alıyor. Bunlar mumyanın mevkisi, gücü, cinsiyeti gibi özellikleri yansıtan alametler.

Ancak hırsızlar bir mumya için en kötü kehaneti gerçekleştiriyor. Mumyayı tahrip ediyorlar. İşlem o kadar kasti ki yüz ve özellikle ağız başlıca hedef seçilmiş. Başındaki peruk bile lime lime edilmiş. Ciddi bir öfke duyulan mumyaya en büyük kötülük yapılmış. Mumya hem canlılar aleminde hem de ölüler diyarında kimliksiz bırakılmış. Ruhun sonsuzluğa giden yolculuğu yarım kalıyor. İnanışa göre artık adını söyleyemeyecek ve tanrılar onu tanıyamayacak. İki dünya arasında kalmış bir ruh olarak sonsuza asla erişemeyecek…

Kraliçe; binlerce yıl ötesinden, hala insanları güzelliği ile büyülemeye ve sırlarıyla cezbetmeye devam ediyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin