PLANLANMAMIŞ ANİ ZİYARETLER

0

Önceden karşılıklı anlaşarak bir randevu belirlenmiş olmadığı halde kendi kafasına estiği anda çıkıp geliveren ziyaretçiler bizim zaman kaybetmemize sebep olarak, daha iyi ve başarılı bir hayat için sürdürdüğümüz mücadeleyi baltalayan en önemli etkenlerden biridir. Halbuki bizim kendimize göre bir hayat ve zamanlama planımız var. Zamanı bu plana göre yaşıyoruz. Ama planlanmamış bir şekilde gelen ani ziyaretçiler, hem o andaki zamanımıza ipotek koyarak bizim açımızdan verimsiz bir zaman yaşamamıza sebep oluyorlar ve hem de daha sonraki zamanlarımıza ait planlarımızı alt-üst ediyorlar.

Bunun tek çözümü önceden belirlenmemiş randevusuz görüşmeler yapmamayı ve yapacağınız görüşmeleri de kendiniz için uygun zamanlarda yapmayı prensip edinerek  bunu bir şekilde çevrenize belli etmektir. Ancak bu şekilde başkalarınca sergilenen keyfi ve sorumsuz davranışların esiri olmaktan kurtulur ve kendi hayatınızın planlayıcı hakimi olursunuz. Bu konuda yöneticilik hayatımın en çarpıcı dersini hiç ummadığım birisinden aldım.

Birinci Turgut Özal Hükümetinin son dönemlerinde (1987) Amerika ve Avrupa’dan Türkiye’ye bir bürokrat transferi furyası oldu. Batıda eğitim görmüş ve orada iş hayatında yükselmiş bazı isimler Türkiye’ye getirilerek bazı önemli kurumların tepe noktalarına atandılar ve o dönemde bunlardan genellikle “Özal’ın Prensleri” namıyla bahsedildi. Ortak özellikleri, batıda eğitim görmüş ve batıda iş tecrübesi kazanmış olmalarıydı ama bir başka ortak özellikleri de genellikle özel sektörde yetişmiş olmaları sebebiyle kamu yönetimini, özellikle de Türk Devlet yapısını çok iyi bilmemeleri idi.

Bunlardan birisi benim o dönemde Gelir Ortaklığı Daire Başkanı olarak görev yaptığım Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’nin Başkanlığına atandı. Daha sonra TC. Merkez Bankası Başkanı da olan bu isim: Bülent Gültekin’di. Onun da aynen diğerleri gibi Türk Kamu yönetimine dair bilgi ve tecrübe noksanı vardı ve bu sebeple aramızda ciddi yönetim sorunları yaşandı. Ama Bülent Gültekin’den tam da bu konuda, yani “Planlanmamış ani ziyaretler ve Randevulu görüşme” konusunda çok ciddi bir ders aldım.

Sorumlu olduğum dairenin işlerindeki önem ve ivedilik sebebiyle Başkan Bülent Gültekin’in odasına teklifsiz girebilen yöneticilerden biriydim ve yine bir gün bir konuyla alakalı olarak odasına girdiğimde onu bir kişiyle görüşme halinde buldum. Konuşmalardan anladığım kadarıyla görüştüğü kişi Bülent Gültekin’in yakın bir arkadaşı idi ve bu yakınlık sebebiyle daha önce birkaç kez randevu almaksızın kendisini ziyarete gelmiş olmasına rağmen onunla görüşme imkanı bulamadığı için biraz kırgındı. Bülent Gültekin, bu görüşememe durumunu açıklarken yakın arkadaşına aynen şunları söylüyordu:

-Bak Azizim; Sen benim çok yakınımsın ve benim için çok değerlisin. Ama benim de konumum gereği aksatmadan yapmam gereken doğrudan Başbakan’a bağlı çok önemli ve zamanlı işlerim var. Senin daha önce habersiz ve plansız şekilde yaptığın o ziyaretlerde görüşmeyi kabul etseydim hem benim o andaki işlerim aksayacaktı ve hem de daha önemlisi sana layık olduğun değeri verebileceğim bir ortamda görüşme imkanımız olmayacaktı. Yani sen, araya sıkıştırılmış ve layık olduğu değer verilmemiş bir konuma düşecektin. Şimdi ben yine aynı çok önemli ve zamanlı işlerin sorumlusuyum ama işte tüm bunlara rağmen şu önümüzdeki 20 dakikamı sadece sana ayırdım ve bu sürede sadece seninle görüşeceğim. Dolayısıyla randevulu görüşmek için bu 20 dakikayı ayırmam, sana büyük değer verdiğimin göstergesidir.

Evet…. Hayat garip… İnsana, neyi, nerede, ne zaman ve kim vasıtasıyla öğreteceği hiç belli olmuyor. Yukarıda da kısaca bahsettiğim üzere Bülent Gültekin Amerika’da yetişmiş ve Türkiye’yi iyi tanımayan, dolayısıyla Türkiye’deki Devlet Yönetim prosedürlerini iyi bilmeyen bir insan olduğu için, o dönemde yönetim üslubu konusunda aramızda ciddi problemler yaşanmıştı. Ama Zaman Yönetimi konusundaki en önemli derslerden birisini böylece ondan almış oldum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin