SAHTE BİLGİLER VE KİMLİKLER

0

Çağ değişti ama insanların zaafları değişmedi. Hatta bu içinde yaşadığımız bilişim çağı aldatmaya daha çok imkân tanıyor. Sözde bilgi çağındayız ama bilgilerin doğruluğu konusu kimsenin umurunda değil. Merak ettiğimiz bir şey olduğunda hemen internete yöneliyoruz. Bazı konularda bilgi bulamadığımızda bile buraya bilgi yüklemenin önemini ve gücünü fark edemiyoruz. Bilgi yükleyenlerin ne amaçla yüklediği ve doğruluğu konusunda güvenilirliği sorgulanmıyor. Dolayısıyla internette oluşan bilgi kirliliği ve karmaşasının tehlikesini görmemiz lazım. Bilgi çağında anında ulaşılabilir olmanın ve bilginin hızlı dolaşımının riskleri yüksek. İnsanların bir kısmı çıkar için aldatmayı seviyor ve bilişim imkânlarını bu amaçla daha rahat kullanabiliyor.

İnsanoğlunun aldatma zaafı bir ahlaki problem. Bu aynı zamanda kişilik problemi. Kişiliğini sağlıklı bir şekilde oluşturamamış tipler, kendi gerçek kimliğini saklamayı ve farklı görünmeyi marifet sayıyor.  Sosyal medya buna zemin hazırlıyor. İnsan toplum içinde gerçek ortamda bazı özelliklerini kolay saklayamıyor. Bunu yapabilmesi için özel çaba ve marifet gerekiyor. Ama internet ortamı öyle değil. Burada insanları daha kolay aldatabiliyor. Sahte kimlikler, yalan haberler, uydurma bilgiler ortada rahatlıkla dolaşıyor. İnternetten doğru biçimde faydalanmak isteyenler bunları ayırt etmekte zorlanıyor. Saf insanlar kandırılacaklarını akıllarına bile getirmiyor. Herkesi kendileri gibi düşünen insanlar maalesef oyuna geliyor. Sanal âlemde artık aldatıcı bir gerçeklikten bahsedebiliriz.

Aldatma deyince biz felsefecilerin ilk aklına gelen Sofistler oluyor. Sokrates gerçekliğin doğru bilgisi peşinde ama Sofistler aldatıcılığın marifeti derdindeler. Güzel konuşarak, ikna edici mantık yürüterek (safsata-demagoji yaparak), farklı kimlikleri oynayarak çıkar peşinde koşarlar. Yani insanları aldatarak hayat sürdürürler, kazanç elde ederler. Bu özellik insanların tarih boyunca en önemli zaafı olmuştur. Doğruluk peşinde olmayan sapkınlar bir yolunu bularak aldatmayı seçerler. Yalan yanlış bilgileri hakikatmiş gibi sunarlar. Kimliklerini saklayarak farklı roller üstlenirler. Siz onların gerçek kimliklerini uzun süre anlayamazsınız. Ya yanınızda bir Sokrates olmalıdır ya da onun ironik sorgulayıcılığını siz yapmalısınız. Yapamazsanız aldanmaya devam edersiniz. Sizi aldatmak için sanal dünyanın gizemli ortamına da ihtiyaç kalmaz.

Son zamanlarda aldatma yoluyla dolandırıcılık arttı biliyorsunuz. Gün geçmiyor ki telefonla aldatılan bir kişinin yüklü miktarda parasının dolandırıldığı haberi duyulmasın. Üstelik bu dolandırılanlar arasında zeki ve başarılı insanlar da var. Sadece saf ve cahiller dolandırılmıyor. Bunun sebebi bizim insanımız her şeye rağmen iyi niyetli ve ahlaklı bir hayat sürdürüyor. Herkesi kendisi gibi zannediyor. Çünkü kendisinde başkasını kandırma düşüncesi yok. Kandırma düşüncesi olanlar olayı daha kolay çözebilirler. Kandırılmamak için insanların biraz gözünü ve aklını açmak lazım. Sorgulama kültürü bunun en önemli ilacı olsa gerek. “Bana söylenen doğru mu? Ortaya atılan bilgi doğru mu? Verilen haber doğru mu?” Soruları bizi biraz kuşkucu yapacaktır belki ama aldatılmanın başka panzehiri yok maalesef.

Aldanma ve aldatılma her alanda var. Karı koca arasındaki evlilik ilişkisinde, esnaf ve müşteri arasındaki alışverişte, devlet yöneticileri ve vatandaşlar arasındaki siyaset sürecinde, mümin ile din bezirgânlarının dini bilgi alışverişinde sıklıkla görülür. Bunların dışında pek çok örnek daha gösterilebilir. Her biri için bağımsız yazı yazmak gerekir. Biz bir taraftan dürüst, namuslu, güvenilir insanlar olmaya çalışırken, aldatıcı unsurlarla çevremizin sarılı olduğunu unuturuz. Önce kendi nefsimizde aldatmadan uzak durmayı öğrenmeli, sonra başkasının aldatmasına karşı dikkatli olmalıyız. Aslında kültürümüzde aldatılmayı önlemek için önemli uyarılar vardır. Mesela atasözlerinde: “yalancının mumu yatsıya kadar yanar”, “her sakallı deden değildir” gibi…

Toplumda kabul gören ahlaki değerler aslında, yalan dolanla kurulan sahtekârlıkları ortadan kaldırır. Türk töresinde delikanlı, yiğit ve güvenilir bir kişiliği temsil eder. Saklanması, aldatması, yalana başvurması yoktur. Sözüne ve özüne güvenilir. Mert bir insan diye bahsedildiğinde ahlaklı olarak anlaşılır. Geleneksel kültürdeki değerlerin yeni nesillere aktarılamaması sonucu toplumda önemli problemler ortaya çıkmaktadır. Bir nevi kültürel çözülme ve ahlaki yozlaşma yaşanmaktadır. Ne mert delikanlılarda, ne dava adamı adanmışlıklarında, ne de dindarlığı bayraklaştıran tiplerde eski güvenilirlik kalmadı. Bunu sadece sanal dünyaya bağlamak işin kolaycılığı. Tamam, sanal dünyada kandırmacanın zirvesi yaşanıyor ama toplumun diğer kesimlerinde de ciddi olaylar gözleniyor.

Bu yazıya vesile “Yalanlar ve Gerçekler” isimli bir kitap oldu. Mustafa Görüryılmaz bir gazetede 12 Eylül döneminin işkenceci polislerinden birisinin beyanları üzerine bir yazı yazma ihtiyacından yola çıkarak bu kitabı hazırlamış. İddiaya göre rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Mamak zindanlarında hiç işkence görmemiş. Dolayısıyla ülkücülere de işkence yapmamışlar. Tanrı misafiri gibi ağırlamışlar. Argoda “yersen” dedikleri yalanı yüzlerine çarpmak için sayın Görüryılmaz bu dönemdeki şahitliklerini yazmış. Solun bitmeyen ülkücü kini gerçekleri saptıracak derecede çok sık yansıdı. Bunu bazen kitaplarda bazen filmlerde gördük. Aldatan sadece sol mu? Tabii ki değil. Yine Görüryılmaz’ın ülkücü görünümlü tiplerle ilgili tespit ettiği bazı örnekler de insanı irrite ediyor. Bu kadar saf olunur mu diye insan hayıflanıyor. Çünkü bu tiplerle ilgili değer verdiğiniz veya adam yerine koyduğunuz sahtekârlar var. Yazının başında belirttiğimiz gibi insanın zaaflarından birisi maalesef aldatmak. Bunun önüne ancak ahlaki bir kişilikle geçebiliriz. Samimi, dürüst, fedakâr insanların ne kadar değerli olduklarını bir defa daha anlıyoruz. Ama aldanmamak için sorgulamak şartıyla…



CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin