SEÇİMLER

0

Son zamanlarda güncel siyasetten çok sıkıldığımı fark ettim. Hâlbuki bizim gençlik yıllarımızdaki siyasi çatışma hepimizi kemikleştirmiş idi. Ben 1977 seçimlerinde (16 yaşımda) oy kullanamayacak olsam da çevremdeki insanları, bağlandığım partiye oy vermeleri için çok çaba sarf etmiştim. Ağabeyimin kamyonu ile yaz tatilinde memleketten meyve odunu taşırken, bu işin tüccarı bir amca ile saatler boyunca siyasi tartışma yaptığımı hatırlıyorum. Adam beni konuşturmak için takılırmış meğer. Ben de ciddi ciddi anlatmaya çalışırdım. Yolun nasıl geçtiğini anlamazdık. Aslında biz meselenin özünü de anlayamamışız. Meğer adam ilçede sıkı bir CHP’liymiş. Bizim ikna edebilmemiz mümkün mü?  Muhtemelen nazım geçtiği için annemi ikna etmişimdir. Babam o dönemde bir akrabamızla birlikte Ferruh Bozbeyli’nin Demokratik Partisi’ni destekliyordu. Zaten kendisinden korktuğumuz için bir şey söyleyemezdik. Rahmetli Türkeş beyi de sevdiğini ve takdir ettiğini biliyorum ama yine de oyunu vermezdi.

1976 yılında Ankara Öğretmen Lisesi’ne girdim. Okulun binası şimdi Ankara Anadolu Lisesi. Alparslan Türkeş’in mezarının bulunduğu çamlık o zamanlar yeni yapılmış ve bizim oyun alanımızdı. Lise birinci sınıf öğrencisiyiz ama memleketi kurtarmaya hazırız. Ortaokul son sınıftayken dayımın oğlu bir roman verdi okumam için. Emine Işınsu’nun Sancı romanı beni can evimden vurdu. Ankara’ya Tokat Zile’den okumaya giden bir Anadolu evladı işkence ile şehit ediliyor. Suçu memleketini sevmek, ülkücü olmak, Türklüğü savunmak. Bu nasıl bir suçtur ki birilerinin düşmanlığını bu kadar çeker hiç anlayamadım. Ben de Dursun Önkuzu’nun yolundan gitmeye o zaman karar verdim. Ankara Öğretmen Lisesi Eğitim Enstitüsü’ne tamamen bırakılınca bizi Hasanoğlan’a gönderdiler. Artık kemikleşmiş bir siyasi kimliğimiz vardı. Nereye oy vereceğimiz kesin belliydi ama yaşımız tutmuyordu.

1978 yılında CHP hükümet kurdu ve okullara anında müdahale ettiler. Ülkücüler darmadağınık vaziyete geldi. Arkadaşlarımın bir kısmı kendi okullarında barınamadığı için başka okullara veya şehirlere gitmek zorunda kaldılar. Bizim Öğretmen Lisesi’nde ülkücü görünen öğrencilerin çoğu karşı cepheye geçti. Sol cephe güçlendi ve biz okula can güvenliği olmadığı için giremez duruma geldik. Birkaç defa jandarma koruması altında girdiysek de okulu terk etmek zorunda kaldık. Hikâyesi uzun bir dönem yaşadık. Siyasi kimliğimizi bir dava gibi benimsedik ve mücadeleye devam etmeye karar verdik. Ölmek var dönmek yok dedik ama istikbalimiz de sönmeye yüz tuttu. Henüz 18 yaşında lise son sınıf öğrencisiyim ama okul hayatımı bırakmak zorunda kaldım. 1979 ara seçimleri imdadımıza yetişti. Hükümet el değiştirdi. Bizim durumumuzu düzeltmek için öğrenci affı çıkardılar ve 1979 Aralık ayında tekrar okula döndük. 1980 Haziran ayında doğru dürüst son sınıf dersi göremeden okulumuzdan mezun olduk.

1980 darbesi sonrası üniversite sınavına ancak girebildim ve 81 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne başladım. Felsefe bölümünde okuyorum. Ülkücülerin pek rağbet etmediği bir bölüm. Artık toplumda siyasi kamplaşma bittiğini zannettiğim için bir grup aramadım. Fakat hayat tarzınız sizi bir grubun içine çekiyor ve Hacettepe’de ülkücülerin arasına kendiliğinden girdiğimi fark ettim. Sınıfımda hiç ülkücü yoktu ama diğer sınıflardan çok sayıda arkadaşım vardı. Siyasi kimliğimiz bir hayat tarzı ve şahsi kimliğimiz olmuştu. 1983 seçimlerinde bizim partimiz yasaklı ve liderimiz cezaevinde tutuklu idi. Buna sebep olan cuntaya öfkemiz büyüktü ve onun karşısında biraz dik durabilen siyasi partiyi destekleme kararı aldık. MDP cuntanın seçtirmek üzere kurdurduğu partiydi. Sol partiye de oy vermeyeceğimize göre ANAP tek seçenek idi. İlk oyumuz onlara nasip oldu. Türkeş Bey içerden çıktığında bir salon toplantısına MDP Genel Başkanı Org. Turgut Sunalp ile katılınca çok şaşırdık. Turgut Özal’ın Türkeş’e elini vermemesine çok bozulduk. Biz bu insanları bir türlü anlayamıyorduk.

1987 yılı ümitlerimizin yükseldiği bir yıldı. Artık Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanıydı ve seçimlere girebiliyordu. Kesin inancımız sapasağlam yerindeydi ve milliyetçi camia içinde partiye ve Türkeş beye mesafeli duranlara hain gözüyle bakıyorduk. Sivas ilk görev yerim olduğu için bu dönemde Türkeş veya MHP eleştirisi yapan bazı cefakâr ülkücülere hadsizlik yaptığımı üzülerek hatırlıyorum. Hele onlardan birisinin kendi yaşadıkları ve gözlemlediklerini samimiyetle anlattığında ilk mahcubiyetimi yaşadım. Nihayetinde bizim bilmediğimiz ve yaşamadığımız çok şey varken ahkâm kesmenin doğru olmadığını o zaman anlamaya başladım. Şimdilerde hiçbir konuda kesin hüküm vermiyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum.

Önümüzde yine seçimler var. Ben lise yıllarında edindiğim siyasi kimliğimde bir değişiklik hissetmiyorum. Sadece yargılamayı ve suçlamayı bıraktım. Birey olmayı öğrenmeye başladım ve öğrencilerime ısrarla öğretmeye çalışıyorum. Bizim gibi kesin inançlılık içinde yaşamayın diye söylüyorum. Siyasi görüşünüz, dini inancınız, hayat tarzınız tamamen sizin seçiminiz olsun diyorum. Hesap verebileceğiniz, sorumluluğunu üstlenebileceğiniz ve gururla taşıyabileceğiniz bir sosyal kimlik oluşturun diye tavsiye ediyorum. Kendi özgür iradesiyle seçimini yapabilen bireydir. Demokrasi bireylerin gücüyle ve özgürlüğü ile işler. Kamplaşmalardan demokrasi çıkmaz.

Demokrasi siyasi partilerin hazırladıkları programlar, projeler, öneriler ile devlet yönetme sanatıdır. Bunun için siyasi partiler hazırlıklı olurlar, takım oyunu için ehliyetli kadrolar kurarlar ve halkın huzuruna çıkarlar. Halk ikna olursa seçimlerde onları seçerek yetki verir ve takibe alır. Beceremezlerse veya metal yorgunluğuna düşerlerse ikaz eder veya dinlendirir. Gözü kapalı bir şekilde kimseye iradesini teslim etmez. Kimse de birey haline gelmiş vatandaşın oyunu cepte garanti olarak görmez. Onlar adına taahhütte bulunmaz. Hiçbir akılcı ve ahlaklı demokraside bizim şu kadar oyumuz var denmez. Siyasi parti adayları insanları ikna edebilirlerse oy alırlar veya alamazlar.

Bizim nesil siyasi gruplar içinde yetişti. Çoğu zaman sorgulamadan içinde yer aldığımız yapıyı destekledik. Karşıt gördüklerimizi kötüledik. Şimdi öyle olmadığını çoğumuz anladık. Yaşadıklarımızdan dersler çıkardık. Ülkemizin ancak ahlaklı, ehliyetli, geniş ufuklu, yaratıcı ve çözümcü kadrolarla iyi yönetilebileceğini görüyoruz. Liderlerimizin ve yönetici kadrolarımızın “ben ne yaparsam kabul ederler” (yutarlar) anlayışından vazgeçmelerini bekliyoruz. Bize ve irademize saygı gösterilmesini istiyoruz. Alparslan Türkeş’in Dokuz Işık doktrininde belki de en önemli ilkesi “şahsiyetçiliği” yaygınlaştırma zamanındayız. Dayatmalara gelemeyiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin