SEKÜLER DİNDARLAŞMA

0

Ah şu insanlar nefislerine mağlup olmasalar! Olmasalar ne olurdu? Olmasalar kesinlikle kavga etmelerine gerek olmayacaktır. Şeytan da nefiste yer buluyor ve insanları hep o hassas yerinden kullanıyor. İşte erdem, sabır, hoşgörü, iyi niyet ve güzel ahlakta burada anlam buluyor.

Dünyevi hayatın vazgeçilmezleri insanları inandığı doğrulardan, iman ettiği inançlardan, kendine insani vasıflar kazandıran bütün güzelliklerden uzaklaştıra biliyor. Buna seküler dindarlaşma da diyebiliriz! Ortak ideal, dava, mefkûre her şey insanların nefislerindeki kişisel ihtirasların şeytana alet olmasıyla birlikte bitiyor ve tükeniyor.

Niçin? Çünkü insanlar hiç ölmeyecek gibi yaşamaya, egosantrik düşünmeye başlıyorlar. Freud’un tanımıyla İd, Ego ve Süper ego dengesizliği oluşuyor. Ego tavan yapıp süper ego da etkili olamayınca, kişi kendini özel görevlerle donatılmış, metafizik güçlere sahip seküler dinin peygamberi gibi görmeye başlıyor.

Biz diyemeyenlerin ve dünyevi nimetleri birazda biz paylaşalım veya daha adil dağıtalım(!) gibi kendilerine göre oluşturulan haklı gerekçeleri (?) öne sürüp “Ben” dediklerinden iş normal düzeninden çıkıyor.

Ontolojik bakışla İyi insan olmak için değerlerini hiçbir menfaate değişmemekle mümkün oluyor. Kendi ayıbını görmeyen göz başkalarında ayıp arıyorsa ve kendisi doğru olmadan başkalarında doğruluk arıyorsa insanlar, biliniz ki akılları ihtirasların emrine girmiştir.

Bu durumdan da Allah korusun. Teolojik açıdan zira kişi nefsiyle şeytanın emrine girmiştir veya girmek üzeredir. Nedir paylaşılamayan şeyler? Dünya kime kalmış veya en heybetlisinden en garibanına, kim öbür tarafa ne götürmüştür ki kavganın sebebi dünyevi menfaatlerdir.

Nesnel düşünemeyen kişiler seküler dinin, paranın-pulun, malın -mülkün, iktidarın- makamın ve şöhretin putlaştırılmış haline köle olunca ellerine geçirdikleri gücün sarhoşluğu ile kendilerine yeni bir dünya cenneti oluşturmaya kalkışıyorlar.

Söz burada “Ah şu insanlar nefislerine mağlup olmasalar” da düğümlenip kalıyor. Keşke kişisel küçük hesaplar için büyük davaları, idealleri kurban etmeselerdi insanlar? Yaratılıştan bugüne hep bu kavga süregelmiş, insanlığı fıtratındaki doğrultusundan da uzaklaştırmıştır.

Geçici hevesler ve baki olmayan iktidarlar için kavga etmenin hiç kimseye bir şey kazandırdığı görülmemiştir. Kavganın galibi olmaz. Belki yere yıkılan kaybetmiş gibi görünse de kazanan yok, kaybeden herkestir

Allah aşkına şöyle yaşantınızı bir gözden geçirin. Bakın kimler gelmiş, kimler geçip gitmişler. Ne servetler, ne şöhretler, ne güçler sahibi insanlar gelip geçmiş bu hayattan.

Kime ne kalmış! Kalmamış, kalmıyor da. Ölüm de var bu hayatta. Onu yok saydığınız an veya unuttuğunuz an biliniz ki şeytanla dost olmaya adaysınız. Onunla dostluğun sonunu da sanıyorum biliyorsunuzdur eğer bir amentünüz var ise?

Çok genel bir yazı bu satırlar, biliyorum. Herkes üzerine alabilir. Hatta alınganlık gösterip, “sana ne be kardeşim benim yaşantımın doğrularından” bile diyebilir insanlar. Olsun.

Benimde amacım zaten insanlara uyarıda bulunmak. Hatta onları düşünmeye itip, yanlıştan kurtulmanın yollarını birlikte bulmaktır. Zira yaşadığımız hayatın yaşanılabilir

olması, huzurlu, mutlu, kavgadan uzak, barış içerisinde olması için bütün insanların üzerine düşen sorumluluğun farkında olmasıyla mümkündür.

Kral çırılçıplak görmüyor musunuz? Seküler din ne hale getirdi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin