SURİYE’NİN HATIRLATTIKLARI

0

Yüz yıl önce başlayan Milli Mücadele, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kurmamızı sağladı. Zorlu savaşlar ve yokluklar içinde var olmaya çalışan insanlar savruldular. Bu savrulmayı Türkler için durdurmayı başaran Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmayı başardı. İmparatorluğun egemenliğindeki ve himayesindeki bütün topluluklar savrulmadan etkilendi. Suriye Fransız işgali altında kaldı. Fransızlar aslında bizim şu anda sınırlarımızda kalan Adana, Antep, Hatay, Urfa, Maraş gibi illerimizi de işgal etmişti. Gücümüz ancak buraları kurtarmaya yetti. Hatay’ı bilindiği gibi diplomatik bir mücadele sonucunda kurtarabildik. Suriye 2. Dünya Savaşı zamanına kadar Fransız sömürgesi olarak kaldı. Alman saldırısı olmasa ne Fransızlar, ne İngilizler sömürgelerini bırakmak niyetinde değildi.

Suriye sömürgecilerin paylaşımı ile ortaya çıkan yapay bir devlet olduğu için sağlam bir yapıya kavuşamadı. Devletten çok bir etnik-dini grubun diğer grupları silah ve istihbarat gücüyle baskıladığı bir sistem oldu. Modern anlamdaki devlet sisteminin birçok unsuru bu ülkede geçerli olmadı. Silahlı bir darbeyle yönetimi ele geçiren Baas Partisi ve Esad ailesinin keyfi ve kuralsız yönetimi uzun süre Suriye’de egemen oldu. 2011 yılında ortaya çıkan Arap Baharı etkisiyle halkın ayaklanması iç savaşa sebep oldu. Bugünlerde Esad rejiminin zulümleri unutulmuşçasına yapılan değerlendirmeler gerçekçi değil. Suriye’de yaşayan farklı etnisitelere ve mezheplere sahip insanlar bir umutla zulme karşı ayaklanmaya katıldı. Bu durum son derece haklı ve gerçek dayanaklara sahipti. Oyun bundan sonra devreye sokuldu. İlk başta olaylara safça bakan kesimler (yetkililer) neler olup bittiğini anlayamadı. Suriye Küresel güç mücadelesinin adeta hesaplaşma alanına dönüştü.

İç savaş başlayınca Esad yönetimine destek için hemen Rusya ve İran devreye girdi. ABD zaten esas oyunu tezgâhlayan senarist ve yönetmen olarak devredeydi. Onun yanında İsrail, İngiltere, Fransa ve diğer Batılı devletler yer aldı. Biz de NATO üyesi olarak müttefiklerimizin yanında olduk. Fakat ters giden bir şeyler vardı. Olayları tarihin ve sosyolojinin gerçekçi bakış açısıyla takip etmeyen yetkililerimiz ve yöneticilerimiz gerçek oyunun çok geç farkına vardılar. Gerçeklere romantik duygularla yaklaşırsanız bedeli ağır olur. Hâlbuki Suriye üzerinden tarihi oyunun yeni versiyonları devreye giriyorken, bizim bilim ve akıl idrakiyle olan biteni çözümlememiz gerekirdi. Fakat başta Dışişleri Bakanlığı makamında oturan Hoca olmak üzere, İslamcılık geleneğinde yetişen zamanın yöneticileri 15 Temmuz 2016 Darbesi’ne kadar ne olup bittiğini anlayamadılar. Ortada oynanan oyun artık saklanmıyor ve açıktan PKK uzantılı bir terör devleti kurulmaya çalışıldığı anlaşılıyordu.

İç savaş ile önce Suriye’nin demografik yapısı ile oynandı. Rejime ciddi muhalefet yapabilecek toplumsal kesimler manipüle edilerek vatanlarından çıkarıldı. “Vatan datlı” diyerek direnen 80’lik Türkmen ninelerin dışındaki nüfus, canlarını kurtarmak için köylerini ve kentlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu acı gerçeği unutmadan durum değerlendirmesi yapmak gerekir. Göçün insani yönden duygusal yansımaları olsa da devlet siyaseti bakımından akılcı değerlendirilmesi gerekir. Suriye topraklarında yüzyıllardır yaşayan insanların göçe zorlanması sonucu ortaya çıkan manzara, doğrudan bizi zayıflatmaya ve bölmeye yönelik olduğu gerçeğini göremezsek şer odaklarının oyununa alet oluruz. 9 Ekim 2019 günü TSK’nın başlattığı “Barış Pınarı Harekâtı” bu gerçeklik üzerinden haklılık kazanmaktadır. Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan 4 milyon insanın kendi vatanlarında insani olarak yaşama hakkını bütün dünya kabul etmek zorundadır. Bunu görmezden geliyorlarsa art niyetli oldukları ortadadır.

Türkiye sığınmacı Suriyeliler konusunda çok sıkıntı çekmesine rağmen pek şikâyetçi olmadı. Bizi asıl rahatsız eden ABD ve Batılı ülkelerin himayesinde, Suriye’nin kuzey doğusunda yapay bir terör devleti kurmaya çalışmasıdır. Maalesef sürece Türkiye’nin de bilerek veya bilmeyerek destek olduğu eleştirileri ciddi boyuttadır. Hükümet bu konuda ders almış ve gerçekleri fark etmiş olarak kararlı bir şekilde operasyonu sürdürmektedir. Türk kamuoyu siyasal farklılaşma olmadan operasyonu desteklemektedir. Bazı çatlak sesler ise farklı sebeplerle veya gizli ajandalarıyla Türkiye merkezli olmadıklarını ortaya koymaktadırlar. Bu tiplere Milli Mücadele zamanında da rastlanmıştır. Bugünkü Suriye operasyonu da 100 yıl öncesinin mücadelesine benzemektedir. Türklerin varlığından rahatsız olan merkezler tarih boyunca çeşitli oyunlar tezgâhlayarak engellemeye çalışmışlar ama hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Türkiye artık yüz yıl önceki fakir ve mağdur konumda değildir. Yönetim ve ekonomik kalkınma konusunda sıkıntıları olsa da tarihin önümüze açtığı fırsatlardan birisiyle karşı karşıyadır. Bunu fark eder ve uygun politikalar geliştirebilirse yeniden dünya dengelerinde söz hakkı elde edecek bir güç haline gelebilir. Bunu başta ABD olmak üzere dünyanın önemli güçleri görmektedir. Bu sebepten de Türkiye hedef ülke konumundadır.

Türkiye 2. Meşrutiyet’ten beri üç fikir akımının etrafında arayış içindedir. Osmanlı Devleti yıkıldığı için Osmanlıcılık devreden çıkmış, yerine Batıcılık bağlamında Sosyalizm devreye girmiştir. Enternasyonal İslamcılık ve Enternasyonal Batıcılık karşısında Türkçülük (Türk milliyetçiliği) çoğu zaman ihmal edilmiştir. Hâlbuki Türk devletinin takip etmesi gereken en gerçekçi ve etkili politikası Türkiye merkezli ve Türk milleti gerçekliğine dayalı olması gerekir. 17. Yüzyıldan beri dünyadaki büyük güçler millet üzerinden birlik ve güç oluşturarak mücadele sürdürmektedir. Yeni Çağ’da sürdürülen mücadele artık dinler veya hanedanlıklar arasında değil milletler arasındadır. Bu açık gerçekliği fark etmeyip ihmal ettiğinizde ülkenize ve devletinize zarar verirsiniz. Türkiye uzun süredir bu bağlamda güç kaybetmekte kendi tekerine çomak sokmaktadır. Devletin güçlenmesini bu zihniyet çarpıklığı engellemektedir. Bunu çok çarpıcı örneklerle delillendirmek mümkündür.

Barış Pınarı Harekâtı karşısında Batılı devletlerin veya halkı Müslüman devletlerin gösterdikleri olumsuz tepkileri milletlerarası mücadele bağlamında değerlendirmek gerekir. Bu mücadelede duygusallığa yer yoktur. Hareket noktası kendi ülkemiz ve devletimizdir. Türk devletinin güçlenmesinden birilerinin rahatsız olması gayet normaldir. Normal olmayan Türkiye’de yaşayıp Türklükten ve Türk devletinin başarısından rahatsız olanlardır. Türk devletini yönetenler artık gücümüzü gereksiz romantizmlere harcamadan israf etmeden Türklük gerçekliğine göre sürdürmeleri gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Türk milliyetçiliği düşüncesidir. Ne zaman ki bu düşünceden sapılmışsa ülke zarar görmüştür. Türk milletinin tek hedefte kilitlenmesi yeni kızıl elmamız olacak ve Türkiye’yi yeni bir süper güç haline getirebilecektir. Tarih bu kapıyı açmıştır. Girmesini başarmak Türklere kalmıştır. Ya aklını, idrakini, basiretini, bilincini kullanır yukarıya çıkar, ya da bataklıklar içinde sürünür gider. Bu bir toplumsal seçimdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin