SÜRÜKLENEN KİTLELER                    

0

Fransız Sosyolog Gustave Le Bone kitle psikoloji kitabının önsözünde “Tabii çevre ve veraset yolu ile kazanılan ortak karakterlerin toplamı bir ırkın ruhunu teşkil eder. Bu karakterlerin menşei irsi olduğundan, yani atalardan geldiğinden, kuvvetli ve sabittirler. Bununla beraber, gözlemler gösteriyor ki, muhtelif etkilerle, birçok kimsenin geçici bir müddet için de olsa, bir yere toplanması halinde, onlarda mevcut irsi karakterlere yenileri de eklenerek bazen bambaşka bir takım karakterler serisi meydana gelmektedir. Bu yeni karakterlerin toplamı, çok kuvvetli fakat geçici bir kolektif ruh teşkil eder. Kitleler İnsanlık tarihinde pek büyük roller oynamışlarsa da bunların tesirleri bugünkü kadar Önemli olmamıştır. Kitlelerin şuursuz hareketlerinin, fertlerin şuurlu faaliyetleri yerine geçmesi çağımızın başlıca vasıflarındandır”  diyor.

Sosyal Psikolojinin günümüzde çalışma yaptığı bu alan ülkemizde de dikkate alınıyor. Zira Ülkemiz bu konuda toplum olarak araştırılması gereken uygun fırsatlar sunuyor ve tam bir laboratuvar özelliği taşıyor.

Doğrusu kitlelerin içinde bulunduğu psikoloji itibarı ile akıl yürütme gücünden yoksun, kolay manipüle edilen ve yönlendirilen bir hal içinde bulunması,  hakikatlerle yüzleşmesini geciktiriyor.

Akıl yürütme, dikkat gücü, güdülere egemen olma gücü toplumları seçkin yapan önemli özelliklerdir. Bunlardan yoksunlaşınca ve kalabalığın bir parçası olup, kitle psikolojisine dâhil olunca bireylerin sadece davranışları değil, duygu ve düşünceleri de değişiyor.

İşte böyle bir ahval içinde sıradan insanları tanrılaştırmak, namuslu bir kişiyi caniye, korkak ve pısırık kişileri de kahramana dönüştürmek mümkün oluyor. Öğrenilmiş çaresizliğe tabi olan toplumdan, celladına âşık kitleler de oluşturmak mümkün oluyor.

Fransız Sosyolog Gustave Le Bone aynı zaman da; Uygarlık alanındaki tüm gelişmelerin ve ilerlemelerin akıl yürütme gücünden yoksun kitleler tarafından değil, entelektüel bir seçkinler grubu tarafından gerçekleştirildiğini de savunur.

Dünyanın her yerinde seçkinler yönetirken, kitleler seçkinlerin projesinde rol alıp akıntının içinde sürüklenen kum taneleri gibidir. Zaman zaman seçkinlerin değiştiği görülse de bu kural aynı şekilde değişmeden devam ediyor.

Siz istediğiniz kadar “dünya beşten büyüktür” deyin!

İktidarlar kendi ikballeri ve imtiyazlarını kaybetmemek için, ülkenin adı neresi olursa olsun her yerde bu kurala tabii, akıl yürütmeden yoksun, dikkat gücü zayıflatılmış, sorgulamayan, itaatkâr ve irade gücünü yönetemeyen kalabalıkların oluşmasını istiyor.

 Sorgulamayan, itaat ve biat kültürü hâkim cemaatleşmiş toplumlar da morfin de maalesef “Din” oluyor. Hâlbuki din, düşünen, sorgulayan toplumların ruhsal terbiye ve ahlaki yükselmesinin sağlayıcısı ve aklın klavuzudur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin