TARTIŞMA KÜLTÜRÜ

0

Düşünce tarihinde yazılı kaynaklar Eski Yunan Felsefesi ile başlar. Günümüzdeki pek çok tartışmanın ve kavramın kaynağı bu döneme dayandırılır. İlkçağ Felsefesi olarak da adlandırılan dönemde ele alınan konular ve tartışmalar, sonraki dönemlere ilham olmuştur. İslam dini dünyada yayılmaya başladığında Müslüman düşünürler bu bilgilerle karşılaşmış ve faydalanmaya çalışmışlardır. Bu amaçla Bağdat’ta Beytül Hikme (Mustafa Demirci, İnsan Yayınları)adı verilen çeviri-bilgi merkezi kurulur. Elde edilen eserler burada Arapçaya aktarılır. İlkçağ’da ortaya çıkan felsefe geleneği böylece İslam dünyasına geçmiş ve çok önemli eserler verilmiştir.

Felsefe, insan düşüncesini kullanabilmenin en yüksek seviyesidir. Bu seviyeye çıkabilmek için düşüncenin farklı boyutlarını kullanabilmek gerekir. Düşüncenin bir bilgiye ulaşmak için adım adım ilerlemesi akıl yürütmedir. Mantık olarak da adlandırılan akıl yürütme yöntemi bir sonuç çıkartma biçiminde karşımıza çıkar. Eldeki tümel bilgilere dayanarak yapılan çıkarımlar (kıyas) bizi yeni bilgilere ulaştırır. (Necati Öner, Klasik Mantık) Felsefenin yöntem olarak kullandığı akıl yürütme iyi bir mukayese aracıdır. İlk dönem düşünürler bu yöntemi felsefe yapmak için kullanırlar. Aristoteles bu yöntemin hem kurucusu hem de kullanıcısıdır. Felsefenin İslam dünyasına geçişiyle birlikte bu yöntem fıkıh alanında da kullanılmıştır. Zamanın fıkıh âlimleri sağlam (doğruluğu kesin-vahiy) bilgilere dayanarak yeni durumlar hakkında sonuç çıkarmışlardır. İçtihat denilen karar verme yöntemi bu tür bir akıl yürütme yani kıyastır.

İslam bilginleri özellikle mantık konusunda ciddi çalışmalar yaptılar. Mantık, düşünmenin ve bilgi elde etmenin güvenli bir aracı olarak kabul edildi. Mantık birçok alanda insanların hizmetinde kullanılıyor. Genelde akıl yürütme (kıyas) olarak da adlandırılan bu yöntem tartışma yapmanın da aracıdır. İslam mantıkçılarının “cedel” adını verdiği kıyas çeşidi İlkçağ’da “diyalektik” olarak kullanılmaktaydı. (Necip Taylan, Anahatlarıyla Mantık) Buna göre ileri sürülen bir önermenin doğru olup olmadığı süzgeçten geçirilir. İddia çürütülmeye çalışılır. Bunun için önermenin karşıtı veya çelişiği kullanılır. Birbiriyle kıyaslama yoluyla başka bir sonuca ulaşılır. Bu anlamda cedel, tartışma sürecinde taraflara güçlü savunma ve eleştiri imkânı verir.

Felsefe bilgisinden mahrum insanlar, genelde tartışma dendiğinde kişisel çatışma veya başkasına zorla kabul ettirme çabası anlamaktadır. Hâlbuki insanlar birbiriyle duygusal ilişki kurmadan düşünceler ve bilgiler üzerinden tartışma yapabilirler. Eleştiriler öne sürülen tezler ve ortaya konan bilgilere yönelik olmalıdır. Bu bilgilerin gerçekliğe uygun olup olmadığı belirlenir ve güçlü dayanaklarla izah edilirse karşının tezleri çürütülmüş veya kabul edilmiş olur. Bunu yapabilmek için tartışılan konuyla ilgili yeterli bilgi sahibi ve hatta konunun uzmanı olmak gereklidir. Bir uzmanın eleştirel bir değerlendirme yapması zaten bir iddianın veya bilginin değerini artırır. Varsa eksikler giderilir, yanlışlar düzeltilir. Daha doğru bilgilere ulaşılma imkânı ortaya çıkar.

Tartışma dendiğinde düştüğümüz hatalardan birisi de mutlaka haklı çıkma isteğidir. İddialar adeta bir inanç unsuru haline getirilmektedir. Burada Eric Hoffer’ın Kesin İnançlılar adını verdiği bir bağnazlık devreye girmektedir. Bu durumda kişi kör ve sağır gibi davranmakta ve farklı hiçbir iddiayı dinlememektedir. Bu durumda aslında tartışma çoktan bitmiştir ve sürdürülen sadece kişisel çekişme veya kavgadır. Tartışma tarafların birbirini dinlemesi ve anlamaya çalışmasına bağlıdır. Amaç doğru bilgiye ulaşmak olmalıdır. Savunduğumuz veya bildiğimiz bilginin gerçekliğe uymadığı ortaya konduğunda kendimizi düzeltmek erdem olmalıdır. Gerçekliğe aykırı ve yanlış iddialarda ısrarcı olmak insanı sadece kötü duruma düşürür.

Tartışma eğitim ve bilgi seviyesi birbirine denk insanlar arasında olabilir. Bu insanların aynı zamanda birbirine saygılı ve öğrenmeye açık olması gerekir. Karl Popper’ın bilimin temel ölçütü olarak “yanlışlanabilirlik ilkesi” önermesi gibi, tartışmaya katılanlar inandırıcı deliller gördüklerinde ikna olabileceklerini kabul etmelidirler. İlim sahibi veya hakikat arayışında olan zaten bunu yapar. Bilgisiz ve anlayışsız insanlarla tartışmak beyhude bir çabadır ve genelde başarısızlıkla sonuçlanır. Bir tartışmada “Câhillerle tartışmayın; çünkü ben hiç yenemedim” (İmam Gazali) sözü bir düstur olmalıdır. Cahilin bir konuda detaylı ve çok yönlü bilgileri anlaması mümkün değildir. Çünkü cahil zaten bilgisizliğinin farkında olmayan ve her şeyi bildiğini zanneden “ezberci-kesin inançlı” birisidir. Kendi inandığının dışında bir hakikat olduğunu zaten kabul etmez. Bu bir zihniyet meselesidir. Bu zihniyetin Ortaçağ’daki karşılığı skolastisizmdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin