“TİGRANİZM HOCALI’DA” KİTABIMDAN

0

“Taşnak sutyun bugün”

-V. perde l. sahne-

Serj Sarkisyan Hocalı soykırımından sonra, yabancı gazetecilerle basın toplantısı düzenler. Kürsüde Serj Sarkisyan ve basın toplantısının sözcüsü otururlar. Salonda gazeteciler otururlar. Sözcü ayağa kalkıp toplantıyı açar.

Basın toplantısının sözcüsü: (Soru sormak için el kaldıran gazetecilerden birine işaret eder) Buyurun kendinizi takdim edin!

Can İV Yunet: Can İV Yunet, Fransız gazeteci. ASALA’nın geçmiş katılımcılarından biri olan Monte Melkonyan çıkışlarında, sizi ve Marker Melkonyan’ı Hocalı soykırımının kurucusu gibi takdim ediyor. O: “Bu bir intikam savaşıydı. O gece, iki bin Ermeni savaşçısı Hocalı`ya üç yönden girdiler ve soykırım yaptılar diyor. Kanlı olayı başlatan biri gibi, şahsen siz kendiniz Hocalı olayını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz Hocalı`dan çıktıktan sonra, o şehre girenlerden biri de bendim. Ben ve Hocalı`ya yardıma gelmiş Azerbaycan askerleri helikopterle uçuyorduk. Çok alçaktan, neredeyse kuş uçuşu yüksekliğinden uçuyorduk. Ama sizin sakallı askerleriniz bize ateş açıp, çekim yapmamıza izin vermediler. Yüzlerce günahsız insan ölüsü kadın, çocuk, yaşlı ve Hocalı`yı koruyanların cesetleri kar üzerinde kalıyordu. Ben Alman faşistlerinin zalimlikleri hakkında çok duymuştum, ama beş-altı yaşındaki çocukları ve aman dileyen günahsız halkı öldüren Ermenilerin onları canilikte geride bıraktıklarını çekinmeden söyleyebilirim. Sizce,..”

Serj Sarkisyan: Anlaşıldı! Ermeni halkının zaferi gibi değerlendiriyorum!

Bilinmeyen gazeteci: (Öfkeli halde yerinden sorar) Halk dediğiniz topluluğun vandalizm yapmaya hakkı var mı?

Basın toplantısının sözcüsü: Beyefendi, önce kendinizi tanıtın. 

Bilinmeyen gazeteci: Kim olduğum hiçbir şeyi değiştirmez. Yedi milyarlık beşerin bir evladı… 

Basın toplantısının sözcüsü: (Görevlilere işaret eder) Atın dışarıya! Görevli gazetecinin yanında durup ayağa kalkmasını bekler.

Bilinmeyen gazeteci: Benim sorum var.

Basın toplantısının sözcüsü: Beyefendi, siz şansınızı kaybettiniz.

Görevli onu kolundan tutup ayağa kaldırır. O, konferans salonunu terketmek istemez. O zaman görevli onu kucağına alıp, kapıya doğru gider. Yerden ses yükselir. Sarkisyan elini yukarıya kaldırır. Herkes sakinleşir.

Serj Sarkisyan: Iıı… (Sarkisyan biraz sustuktan sonra) Baylar, öfkelenmeye gerek yok, biz her taraftan gelen saldırılara hazır olmalıyız. Genel olarak, o beyefendinin sorusuna açıklık getirecek olursak, şöyle derim: Halklar milli karakterine, taşıdığı özel değerlerine göre farklı oluyorlar. Biri kandan korkabilir, diğeri için o yalnız (Söz bulamıyormuş gibi düşünmeye başlar ve o zaman ellerini havada oynatır) Nasıl desem, sadece, sıradan sıvı…(Arsızca güler)

Basın toplantısının sözcüsü: (Sarkisyan`a soru sorması için diğer bir gazeteciyi gösterir)

Tomas de Vaal: İngiliz yazarı Tomas de Vaal. Gerçekten de, Hocalı soykırımını yapmak Ermeniler için önemli miydi?

Serj Sarkisyan: Önemli mi? Hı-hı-hı… Hem de nasıl? Azerbaycanlılar Karabağ savaşında, bizim onlara şaka yaptığımızı düşünüyorlardı. Ermenilerin, silahsız halka dokunmayacağını sanıyordular. Biz onların bu inamını kırmaya çalıştık. Hocalı, bizim için stratejik bir amaçtı. Dört yüz on iki gün, yani, bir yıldan da fazla bu şehri kuşatım altında tuttuk. Korkuyla halledemediğimizde Andronik`in yüzyılın başlarında onlara yaptıklarını bir daha hatırlatmak zorunda kaldık. Geçmişlerini hatırlatmamızla gördüler gerçek savaşın ne olduğunu. Hem de biz bununla on beşinci yıl Ermeni soykırımının cevabını verdik.

Rori Patriks: Rori Patriks, gazeteci, İngiltere`nin “Frant Line News” televizyonu. Dünya insan hakları çerçevesinde Hocalı`daki olaylara bakarsak, bu günaha hiçbir şekilde hak vermek mümkün değil. Hocalı`dan sonra, Bakü`deki 30 bin Ermeni gelinin kaderinden korkmuyor musunuz?

Serj Sarkisyan: Hayır!

Rori Patriks: Neden?

Serj Sarkisyan: Türk erkeğinin namusu izin vermez, milli meseleyi aileye tatbik etmeye.

Rori Patriks: Emin misiniz?

Serj Sarkisyan: Evet. Türk`te aile inam kulesidir. Türk vicdanı izin vermez ailenin dağılmasına.

Rori Patriks: Sizin sözünüzden öyle anlaşılıyor ki, Hocalı bütünlükle Türk maneviyatına hesaplanmış kanlı bir olaydır?

Serj Sarkisyan: Bu olaya herkes kendi açısından bakabilir.

Anatol Leven: Anatol Leven, gazeteci, Büyük Britanya. Cenab Sarkisyan, siz Hocalı`yla on beşinci yıl olaylarına cevap verdik dediniz.

Serj Sarkisyan: Duyduğunuz gibi…

Anatol Leven: Öyleyse izin verin size bir olayı hatırlatayım.

Basın toplantısının sözcüsü: Buyrun, sizi dinliyoruz.

Anatol Leven: Bin dokuz yüz on sekiz yılında, Ermenistan’ın ilk başbakanı olan Yohannes Kaçaznunin`in, bin dokuz yüz yirmi üçüncü yılda Taşnak Kongresi raporunda şöyle diyor: “On beşinci yılda Türklere biz savaş açtık. Denizden denize Ermenistan hayaliyle ayağa kalktık, olayların sebebi biziz.” Ve bu raporda, o, kendi milletinin ettiği dokuz esas günaha işaret ediyor. Onlardan yalnız bir kaçını hatırlatmak isterim: “Birincisi, kendimizden başkasında günah aramayalım. İkincisi, övünülecek hiç bir emel yaratmadık. Üçüncüsü, terör hadiselerimiz batının siyasal oyununu kazanmaya yöneldi. Dördüncüsü, hiçbir şart olmadan Rusya`ya bağlandık. Ve…

Basın toplantısının sözcüsü: Dur! (Onun sözünü keser). Size soru için söz verildi, Tigran`ın yazıtlarını burada okumayı mı düşünüyorsunuz? Bizim burada masal dinlemeye vaktimiz yoktur.

Anatol Leven: (Konuşmaya çalışır)

Basın toplantısının sözcüsü: (Öfkeyle) Size ayrılan zaman bitti. (Arkadan bir kişiye işaret eder) Buyrun!

V.Belih: (Ayağa kalkıp kendisini tanıtmak ister)

Basın toplantısının sözcüsü: (Salona hitaben) Lütfen, kısa ve net sorular olsun.

V.Belih: Belih, Rus İzvestiya Gazetesi yazarı. Önceden söyleyeyim, benim sorum açıklamalı olacak. (Belih ciddi bir şekilde basın toplantısının sözcüsünün kısa sorular için izin vermesine karşı çıkar).

Basın toplantısının sözcüsü: (Gergin halde) Yoldaş!

V.Belih: Karıştırmayın, sizin karşınızdaki Bolşevik değil.

Basın toplantısının sözcüsü: Yersiz imalara lüzum yok…

V.Belih: Bolşevizm ve Taşnakizm’in beşeri felaket olduğunu herkes iyi biliyor. Şerefi olan herkesin bu tür zehirli kelimelere karşı savaşmayı kedisinin vicdan emeli kabul etmesini zorunlu buluyorum..

Sarkisyan elini yukarıya kaldırıp, tartışmanın bitmesi için talimat verir. Bir eliyle de basın toplantısının sözcüsünün kolundan tutar. Başıyla gazeteciye konuşmayı işaret eder.

V.Belih: Ben soruma iyi bir cevap istiyorum. Bilmek istiyorum, bir yüzyıldır devam eden Ermenilerin Türk komşularına nefreti nereden kaynaklanıyor ve siz Ermeni siyasetçileri onun bitmesi için ne tür bir tutum ortaya koymayı düşünüyorsunuz?

Basın toplantısının sözcüsü: Beyefendi, önceden söyleyeyim, sizin provakasyona sebep olan sorunuz cevaplanmayacaktır.

Serj Sarkisyan: Sabırlı olun! (Önce gazeteciye, sonra da yanındaki basın toplantısının sözcüsüne tebessümle bakar) Teşekkür ederim, sizin sorunuz hakkında düşünürüm.

V.Belih: Eminim, soruma cevap düşünmeniz yeni Hocalı`ya kadar zaman almaz!

Basın toplantısının sözcüsü: Beyefendi, ironisiz…

Jean de La Gard: Jean de La Gard, “Valer aktyuel” dergisi, Paris. Taşnak partisinin yirmi üç yılında Buharest`te düzenlenmiş bir kongresinin raporundan bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum. “Bin dokuz yüz on dört yılının sonbaharında, Güney Kafkasya`da silahlandık ve Türklere karşı askeri operasyonda aktif şekilde yer aldık. Barışı kökünden baltaladık. Türklere karşı ayağa kalktık. Gerçekleri görmedik. Barış teklifini reddettik. Herkes bizi aldattı”

Basın toplantısının sözcüsü: Beyefendi, soruya gelelim…

Jean de La Gard: Sarkisyan bey, madem ki, babam dediğiniz Taşnaklar kendi suçlarını itiraf ediyorlar. Böyle bir durumda siz neye dayanarak, Hocalı`da on beşinci yılın intikamını aldık diyorsunuz?

Serj Sarkisyan: Şehir silahsızdı. Bize karşı gelecek güç yoktu orada. Böyle bir fırsatı elden kaçırmak aptallık olmaz mıydı?

Jean de La Gard: Anladım… (O, oturur. Ne düşünürse yeniden soru sormak ister, elini kaldırır)

Basın toplantısının sözcüsü: Sorusu olan çok. Bu sebepten de herkes yalnız bir defa kendi sırasını kullanabilir. Siz… (Yerinden el kaldırmış bir gazeteciye de söz verir)

Artur Smith: “Washington Post” gazetesi. Ünlü Ermeni gazeteci doktor Zori Balayan “Ruhumuzun canlanması” kitabında yazıyor: “Biz Haçatur`la ele geçirdiğimiz eve girerken, (Açıklıyorum, burada Hocalı`dan bahsediliyor) askerlerimiz 13 yaşındaki bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğu çok ses çıkarmasın diye, Haçatur, çocuğun annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına sokmuştu. Daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e, onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Başından, göğsünden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim doktorluk olduğu için humanisttim, bu yüzden Türk çocuğuna yaptığım bu şeyler için kendimi mutlu saymadım. Ama ruhum, halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığı için sevinçten gururlanıyordu. Haçatur, daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi başka üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben, bir Ermeni vatansever gibi kendi vazifemi yaptım. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü humanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915 yılında ölenlerimiz ve ruhumuzun dün yaptığımız pisliklerden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı`yı, vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.” Siz, bu insanı bir bilim adamı olarak görüyor musunuz?

Serj Sarkisyan: Hocalı`da sıradan askerden tutun da generale kadar herkes kendi üstüne düşeni yaptı. O yüzden, Zori Balayanda. O yalnız yapabildiği kadar mücadele etti. Bir cerrahın bıçağı, savaş alanında bundan başka neye yarardı? Hı…hı… (Sarkisyan sözüne ara verir)

Artur Smith: Ama ben soruma cevap alamadım…

Serj Sarkisyan: Zori Balayan`ı bilim adamı olarak görmemle alakalı soruyu diyorsanız eğer… Görmemem mümkün değil. Yazdıklarına dayanarak.

Artur Smith: (Parmağını yukarıya kaldırıp söz almak için işaret eder)

Basın toplantısının sözcüsü: (Başıyla onun konuşmasına izin verir)

Artur Smith: Burada bilim adamına yakışan bir davranış var mı?

Serj Sarkisyan: Onun bir “Ocağ”ı yeter, Ermeni halkının onu kendi milli kahramanı olarak görmesine!

Artur Smith: (Elini yukarıya kaldırıp söz ister)

Serj Sarkisyan: Genç, galiba Zori Balayan`ı çok merak ediyorsunuz. Size önerim, sorularınızı bana değil, ona sorunuz.

Artur Smith: Nerede? Onunla buluşabilir miyim?

Serj Sarkisyan: Hı, hı, hı… Bakü metrosunu patlatıp İtalya`da dinleniyor.

Artur Smith: (Gazeteci üzülmüş halde yerine oturur).

Yuri Pompeyev: Yuri Pompeyev, “Moskovskiye haberleri” gazetesi, “Kanlı Karabağ burulganı” eserinin yazarı. Efendim, siz Hocalı faciasını 366-cı Rus alayının yardımıyla gerçekleştirdiniz. Sizin kendi gücünüze güvendiğiniz zaman oldu mu hiç? Ermenilerin kendi başlarına ne yapabileceklerini ortaya koymak daha iyi olmaz mıydı?

Serj Sarkisyan: Akıl öğretmek fikrinden vazgeçin!

Yuri Pompeyev: (Ayakta elini kaldırıp yine bir şey söylemek ister)

 Serj Sarkisyan saatine bakar.

Basın toplantısının sözcüsü: Zaman bitti!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin