Yazarımız Eluca ATALI ile yapılan bir röportaj daha: GÜNEY AZERBAYCAN’DA KENDİMİZDEN BAŞKA DIŞ GÜÇLERE GÜVENİRSEK, UÇURUMA SÜRÜKLENİRİZ

0

Eluca hanım, yakın yüz yıllık tarihimizden biliyoruz ki, İran’da birkaç kez Azerbaycan Türklerinin devrimi meydana geldi. Ama bu devrimler hep Türklerin istediği gibi sonuçlanmadı ve yenilgiye uğradı. Yenilgiye neden olan faktörleri söyleyebilir misiniz?

-İran’da biz devrim yaptık, devrim vaktinden önce dünyaya gelmiş bebek gibidir. O, vücut açısından zayıf olur, tabiaten hayata hazır olmadığından yaşamla ilk mücadeleden galip çıkacağı kesin değil. Dünyada olan devrimler tarihine bakın, Fransa burjuva devrimi, giyotini yaratanların başı, giyotinle kesildi. Büyük Ekim Devrimi’ne kadar felaket getirdi? Bu listeyi artırmak da mümkün.
Tarihten ders alıp kendi problemlerinin üzerine gitmeliyiz.  Kısacası bilmeliyiz ki, devrim hiç de doğru hareket değildir, ama Güney Azerbaycan’daki Türk devrimi konuşurken, ben kesin bir dille söylüyorum ki, bunlar özel olaylardır – halkın tarihin içinde birikmiş öfkesinin isyanı. Söyleyebilirsiniz ki, tüm devrimlerde bu var. Doğru, var, ama bizim milli meselemiz tamam farklı. Biz sürekli devrimci gibi tanındık, ne yaptıksa da, meyvesini Farslar gördü. Devrim ise kendi kanında boğulmuş, üstelik yamyam gibi kaleme verildik ve daha ne isimler taktılar bize. Bizler hiç bir devrimin taraftarı değiliz, devrim değil, Rönesans lazım. İnsan  duruma göre içinden değişmeli, çoğalmalı, kamilleşmelidir.  Filozof Asıf Ata diyor: “Halkı ayağa kaldırmakla, ayakta koymayı birleştirmek gerekir”. Devrimde  bir tür bu var, halkı ayağa kaldırıyoruz, ama onlara yürümeyi öğretmeden önce. Bu nedenle de, devrimlerin işleri acemice oluyor, gereğince sonuç vermiyor. Biz hep Settarhan devriminden meşrute konuşuyoruz, fakat meşruteye kadar ve hem de söyleyebilirim ki, devrim hareketi için iyi bir zemin yaratmış devrimci kadın Zeynep Paşa’nın isyanından konuşmuyoruz. Buna birkaç neden var, öncelikle kaynaklar Farsçadır, gereğince araştırılmamıştır, bu nedenle de Farslar onu kendi adına çıkıyorlar. Ama unutmayalım ki, Zeyneb Tebriz’li kadındır, Tebriz’de ise Fars yoktur. Bu hareket tarihe tütün isyanı adı ile yazıldı ve çok zaman da bu isimle çağrılıyor. Zeynep’in tekbaşına isyana kalkması, eli silahsız, sonuçta çok sayıda taraftar toplayıp dağa çekilmesi, İran hakimiyetini zorlar ki, dış sermayecilerle bağladığı tütün sözleşmesini bozsun. O zamanki Fransa, Rusya, İngiltere basını onun hakkında bilgiler yayımlayıp, hakimiyeti yerinden kımıldatdığını bildirirdiler. Demek istiyorum ki, güneyliler daima kendi haklarını talep ettiler, susmamışlar, susmayacaklar da.

– İran Türklerinin yenilgisinin başlıca nedenleri ve  uluslararası alemin Güney Azerbaycan’a bakışı değişmiş mi ve gelecekte bu tarihi süreçler tekrarlanabilir mi?

-Kim bize destek olacak, kendimizden başka !!! Tarih boyu meydanda yalnız kalmamız kanıtlıyor, hiçbir dış güce güvenemeyiz, eğer güvenirsek, uçuruma sürükleniriz Güvenip de, arkamızı duvarlı, dayaklı hissettiğimiz anda, kimlere dayanırız, sonuçta, son noktada uçuruma sürükleniriz. Azerbaycan meselesinde, Azerbaycan’ın özgürlüğünde, bağımsızlığımızın adı gelen yerde, kimseyle hiçbir fikir ortaklığımız yoktur. Bu meseleyi kökünden kendimiz düşünüyoruz, kendimiz ölçü alıyoruz, son adımımızı da öyle atmalıyız ki, ayağımızı koyduğumuz yer kaymaya istekli olmasın. Biraz sanatsal, mecazi anlamda ifade ettim, ama bundan başka fikrimi belirtecek biçim bulamadım. Aslında bugün güneyliler modern Batı siyasetinin içeriğini iyi idrak etmelidirler. Bugün Batı ve özellikle ABD’nin İran’a karşı olması, hiç de o demek değildir ki, bizim özgürlüğümüzü istemiyorlar. Sürekli demokrasiden konuşan, halkların özgürlüğü için çalışan Batı, en çok da ABD Güney meselesinde bize yardımcı değil, olmayacak ve her yönden buna engel olacak. Onların İran’a karşı gizli ve açık savaşması, bize umut vermesin ki, istediğimiz zaman onlara arka çevirebiliriz. Onların amacı kendi hedeflerine ulaşmaktır, nasıl derler: “Kendi avlarının peşindeler”! Onların Azerbaycan derdi yok, ne Güney’in özgürlüğü, ne de “Bütün Azerbaycan” meselesi. Bütün Azerbaycan meselesini özel olarak söyleyeceğim. Önce, kenar güçlerin karşısının alınmasından konuşalım. Kenar güçlere inanmak, düşünmeden kendi gelecek yolunu kapatmaktır. Filozof Asif Ata : “İran Amerika’yı kendine düşman sayar, Amerika İran’ın zayıflamasını istiyor. Fakat Amerika ve genel olarak Batı – Azerbaycan’ın güclenmesini, büyük, tek Azerbaycan oluşmasını istemez; bu onun ağalık şialarına aykırıdır, güçlü ülkeler üzerinde ağalık yapmak zordur. Güçlü ülkelerin çoğalması ağalığın azalması demektir aslında. Bu nedenle, Batını özgürlük uğrundaki mücadelede müttefik saymak, akılsızlıktır. Batı’nın ağalıktan başka derdi yoktur, Hürriyet – ağalık vadisi, silahıdır; Batı’nın İran’la savaşında Azerbaycan derdi yoktur; Batı İran’da “Demokratik toplum” arzu ediyor. Batı’nın ağalığına yarayan, Vahit Azerbaycan düşüncesine yaramayan “. Öte yandan, bugün İran’da iktidara muhalifler var. İlk bakışta onların yönetimindeki savaşına bakıldığında, insana öyle geliyor ki, onlar demokrasi istiyorlar, özgürlük talep ediyorlar . Ama buna kanmak olmaz, bu olay iktidar içi çekişme, aile davasıdır. İktidarın muhalifleri İran’da yaşayan halkların bağımsızlığını, onların haklarının hukuki hak almasını istemiyorlar. Yatsalar bile rüyalarına da girmez ve bir de unutmayalım ki, şahçılardan da, komünistler de, imamlar da, ne adla olursa olsun, hepsi bizim milli meselemizin etrafında oybirliği ile birleşebilirler, bu konuda kesin fikir ayrılıkları yok. Bu durumda kime gidesin? Kimi kendine dert ortağı sayabilirsin? Eğer herkes kendi derdini bayrak yapmışsa, demek sen öyle düşünmelisin ki, yanlış yapmayasın. Hem de biz yalnızlığımızdan korkmamalıyız, evvelan, sayımız az değil, 50 milyon, biz küçük halk değiliz. İşte bu nedenle de küçük işler görmeye, alelacele düşünülmemiş adım atmaya hem manevi, hem de fiziksel hakkımız yoktur. Öte yandan, biz şanslı halkız. Öyle bir şans ki, Kafkasya’da ne Gürcü’nün, ne Çeçen’in, ne de hain Ermenilerin vb. bizden başka diğer ulusların böyle bir şansı yoktur ki, bizim var. Biz öyle bir coşkun akan nehiriz ki, TÜRK DÜNYASI denilen büyük denize akıyoruz. Şimdi düşünmeliyiz, bu durumda, Batı razı gelecek mi, Kafkasya’da ikinci büyük Türk devleti oluşsun. Ama Türk kılıcının kudretini bir kez görmüş Batı, bir kez de onun idrakını görüp, anlaşmalı. Ben inanıyorum ki, bu olacak, beni yaşatan da bu inançtır!

-Eluca hanım, Güney Azerbaycan’da bağımsız devletin kurulması siyasi, tarihi ve jeopolitik açıdan mümkün değildir ve bu kavramın yanlış olduğunu söyleyenler var bu konuda görüşleriniz nedir?

-Biz bugün Tahran Azerbaycan’ın olmalıdır dememeliyiz, Tebriz’in Azerbaycan’a geri iadesi uğrunda savaşmalıyız. Tahranı sana kim verir? Biraz gerçekçi düşünelim, her şey isteyerek çözülmez, gerçeklik var, senden, benden ve senin, benim arzumdan bağımsız. Sen ulusal hakkını talep et: Anadil, okul, ana dilinde Tv, radyo, gazete, dergi, Azerbaycan bölgelerinde işyeri, gençlerin kent meydanında asılmasına son verilmeli, hapishanedeki işkenceler, daha neler … bitmelidir.  İnsanı ruhen, bedence hakaret eden, modern dünya ile uyum sağlamayan her ne varsa, ona karşı mücadele etmeliyiz. Herhalde öncelikle idrak etmeliyiz ki, Fars şövenistleri gibi ikiyüzlü, sinsi düşmanın pençesinden kurtarmaya çalışıyoruz. Bu zaman “büyük” arzularla kanat açıp uçmağımız bizi çok uzağa götürmez, çökeriz kurulmak yerine. Yeni bir devlet her zaman oluşmaz, ona gerektir ki tarihsel ortam olsun. Herhangi bir imparatorluk zayıflaması, yönetim usulünde değişiklik, reform meselesi ortaya atıldığında, bu tarihi ortamdan yararlanarak, yeni devlet yaratmak mümkün. Bir de kim ki, düşünüyorsa ki Güney’in sorununun kuzeyle hiçbir alakası yoktur, o, çok büyük bir hata yapıyor. Güney meselesi hepimizin sorunudur, Azerbaycan’ın siyasi kurtuluşu Güneyden geçiyor. Karabağ sorununun varoluş tarihine bakın, ikiye bölündükten sonra başladı.  Filozof Asif Ata diyor: “Ermeni güçten korkandır, ona 50 milyonluk Azerbaycan’lı tekmesi gerektir”! Karabağ’ın bir kez, ebediyen çözümü Güney’den geçiyor. Öte yandan, halkın gücü bir mecraya yönlendirilmelidir. Ben istemiyorum bizim 88 yılında yaptığımız yanlış Güney’de tekrar edilsin. Bir zamanlar iki milyon kişi aynı zamanda meydana toplanırdı, ama halkın güveni öyle kırıldı ki, onun bir de kendisine gelmesi için güçlü çalışmak gerekir. İnanıyorum ki, Güney akıbetini başarıyla çözerek özgürlüğüne kavuşacak!
Ferahınızı ferahsızlardan koruyun! İzin vermeyin ki, ferahsızlar ferahınızı elinizden alsın. O zaman aşksız kalırsınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin