Yazarımız Eluca ATALI kendisiyle yapılan bir röportajı Ortak Akıl’da paylaşıyor. “BİZ DEVRİM YAPMAKLA NAM KAZANMIŞ TÜRKLERİZ!”

0
Eluca ATALI

“Halk hiçbir zaman zulme, esarete, hakkının çiğnenmesine sonuna kadar dayanmıyor.”

“Orda Nimet değil, horoz da ötseydi, halk meydana gidecekti.”

İsveç’te yaşayan tanınmış yazar ve İran tarihinin araştırıcısı ELUCA ATALI ile yapılan bir röportaj.

Soru –İran bugün ayağa kalkıp, Musevi’nin iktidara gelmesini talep ediyor. 30 yıl önce ise asiler Rıza Şah Pehlevini devirmek için ayağa kalktı. Bu, İran tarihinde sayıca kaçıncı isyandır ve kazanan kim, kaybeden kim?

-İran tarihinde uyanmalar ve halkın ayağa kalkıp lafını söylemesi halleri çok olmuştur. Kesin şekilde söylemeliyiz ki, tüm bu isyanların başında Azerbaycan Türkleri duruyor. Biz burda olmayan Türklerin rolünü aşağı düşürmüyoruz, aksine, herkesin emeğini takdir, ama Türklerin bu işte birinciliğini, aynı zamanda olayların önünde gitmesini düşünerekten, değer vermemeyi kabahat buluyorum. Azerbaycanlıların önde gitmesinin birinci ve esas nedeni İran’da yaşayan başka milletlerden sayıca çok olmalarıdırsa, diğer yandan, artık bizim bu yolda büyük tarihi tecrübemiz, kısacası, devrimci okula sahibliyimiz. Dönelim sizin soruya, bugün İran’da insanların ayaklanmasını doğal buluyorum, bu, olmalıydı, olmasaydı eğer, şaşırtıcı olurdu. Halk hiçbir zaman zulme, esarete, hakkının çiynenmesine sonuna kadar dayanmıyor. İster Azeri, gerekse sivil halkların tarihinden çıkış yaparsak, bunun ne ölçüde doğru olduğunu görürüz. Kendi benliğinin, hakkının çiynenmesine dayanamayanlar, zaman zaman kendi düşüncesini söyledi, ama ne yazık ki, büyük sonuç elde edemediler. Ele alalım, 1979 İran İslam Devrimi’ni. Birinci ayaklanan Tebriz oldu, en çok kurbanı da Tebriz verdi, ama kazanan farslar oldu. İşte, gördüyünüz gibi  tüm İran devrimlerinden kazanan farslar olur, ancak ki devrimi başlatan türkledir, Türkler başcılık yapıyor, sonuçta yabanclar isteğine ulaşıyorlar. Aslında ister 1979 devriminde, isterse de bugünkü olaylarda halkın talebi ne yazık ki, böyle görünse de, şahısları devirmek değil,! Yıllarca birikmiş hırsını şimdi püsküren halk, rejimin değişmesini istiyor. Bunu değişebileceğini, kendi isteğine ulaşacağını bireylerin simasında “görüyor”. Bu her ne kadar doğrudu veya yanlıştır, bu meselenin üzerinde durmalıyız.

Zamanı gelmişken başka bir konuyu da vurgulamak istiyorum. Çoğu diyor ki, bugün İran’da cereyan eden olayların sebebkarı ve onu gerginleşdiren dış güçlerdir, aslında bu, kökünden yanlış düşüncedir. Bildiğiniz gibi, İran nüfusunun yüksek faizini gençler oluşturuyor, gençlik ise modern dünyada ayak uydurmayı hep istiyor. İran rejimi gençliği hicaba sarar, VII yüzyılda olduğu gibi. Başka bir taraftan internetten kullanımı önlemek için sedler çekiyor, çoğu siteleri bloke ettiler vb. Dünyaya çıkışı olmayan asi gençliğin de gazabı buraya eklenmiştir.

Soru –Yurtdışında yaşayan İranlılar diyor ki, Musevi ETTELAAT-ı yaratmış kişidir. Sizce, onun gelişi İran’daki özgürlüksever insanlara ne verecek?

-Evet, ETTELAAT adlı kurumu Mirhüseyn Musevi’nin yaratması deyişmez bir gerçektir. Somut olarak sizin, yani, “M.Musevinin İran’da iktidara gelişi özgürlüksevere ne verecek?” sorunuzu cavablandırırsak, kısaca şunu söyleyebilirim ki, onun gelişi ile hiç de her şey değişmeyecek. Yani, her şey herkesin istediği gibi olmayacak. Ben demiyorum ki, özgürlüksever doğrudan hapishaneye atılacak veya başka yasaklar olacak? Bugünkü iktidarın yaptığı gibi veya ondan biraz iyi. Mesele ondadır ki, Musevi’nin gerçekleştirmek istediği o kadar da büyük fikirler değil, o da başka adaylar gibi İran ana yasasına sadık kalacak bir kişidir. Çünkü, halkın istekleri temelinde, onun taleplerini ödeyecek yönetim yöntemini o, İran’da kuramaz. Bir de bizim AZERBAYCAN derdimiz iktidar meselesinin çözümü ile bitecek dert değil. Bu, İran rejiminin kökünden değiştirilmesini gerektiren bir olaydır. Bir ömür imam kazanında pişmiş insan, milli tefekkürle ilgili sorunları çözemez.

Soru -Settarhan ayaklanması ile bugünkü isyanın benzerliklerini nelerde görüyorsunuz?

-Her ikisi gazabın püskürmesidir, söhbetimizin öncesinde bunu belirttim. Biz Settarhan konuşuyoruz, ama Settarhan devrimine kadar olmuş ve söyleyeyim ki, bu devrimin başlangıcı olmuş ve onu hazırlamış Zeynep Paşa devrimini hatırlamıyoruz. Bugün onu fars kendi adına çıkmıştır. XIX yüzyılın sonunda İran hükümeti İran’daki tütün üretiminin tüm yönetimini İngilizlere veren bir anlaşma imzalamıştı. O zaman ki, nüfusun 25 faizinin geçimi, ekmeği tütün satışından geliyordu. İran şahının bu hareketi halkı kızdırmıştı, her yerde hoşnutsuzluk başın almış gidiyordu. İtirazını dile getirenlerin dar ağacına asıp idam ediyorlardı, en iyi halde hapishaneye atar veya sürgün ediyorlardı. Halkı susturmak için onu ekmekle sınava çeken hükümet gıda depolarını kapatıp, suni kıtlık yaratıyordu. Kuşkusuz, Güney Azerbaycan’da bulunan tüm devrimlerde olduğu gibi, bu kez de Tebriz önde gidiyordu, isyan Tebrizden başlanmıştı, şehrin Emir pazarındaki dükkanlar kapanmıştı. Bundan haber tutan memurlar piyasaya saldırıyor, halka zulüm ediyor onlardan birkaçını vurup öldürüyor ve yaralayorlardı. Bu zaman olaydan haber tutan Zeynep adlı Tebrizli kadın etrafında 20-30 kız-gelinle birlikte pazar önünde görünüyor. Başının üst mendili açıp beline bağlayan Zeynep, alnındakı leçeyi de açıp erkeklerin ayağının altına atarak onları tahrik ediyor ki, yollarından dönmesinler. Bundan sonra onunla gelen kadınlar da onun hareketini tekrarlıyorlar. Silahsız halkla memurlar arasında çatışma baş başlarken her iki taraftan ölen ve yaralananlar oluyor. Artık bu ayaklanma isyan şeklini almış tüm İran’ı sarmıştı, Zeynep hakkında o dönemin dış basını yazmaya başlıyor, onu arıyor, ölümle tehdit ediyorlar. Bundan sonra halk kahramanına dönüşen Zeynep’e çeşitli lakaplar verilir ki, onlardan biri de “Paşa” lakabıdır. Bugün Zeynep Paşa adıyla bilinen isyan böyle başladı. Maalesef, Güney Azerbaycan tarihinde çok şey Farsların adına çıkıldığı gibi, bu isyanın da baş kahramanını Fars gibi kaleme veren kaynaklar var. Belirttiğim gibi, Settarhan devrimini hazırlayan bir olaydı bu. İşte Zeynep Paşa isyanından sonra korkuya düşen şah İngiltere ile bağladığı tütün sözleşmesini bozmaya mecbur kalıyor. Eğer Settarhan devrimi ile bugünkü olaylar arasında ne kadar yakınlık olduğunu bilmek istiyorsunuz, paralellikler götürüyorsunuz. Öyleyse çok da uzağa gitmeden, 3 yıl önceki Güney Azerbaycan’da meydana gelen 22 Mayıs olaylarını hatırlayalım. Halk ayaklandı, lafını esirgemedi, taleplerini ileri sürdü. Onun hangi yerine geldi? Aksine, halkı yine de darağacına astılar, kestiler, hapishanede her türlü işkenceye maruz etdiler. İşte o zaman tam güven oluştu ki, bu halk susmayacak, er ya da geç bir de ayağa kalkıp, kendi hakkını talep edecek. En sıradan insani talepten konuşalım, 40 milyonluk bir halkın ana dilinde okulu yoktur. Bu 40 milyon genel İran nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturmaktadır. Bu durumda kim söyleyebilir ki, halk talebine varıncaya kadar sakin oturacak?

Soru –26 yaşındaki Nida İran isyanının sembolü oldu. Bu, İran tarihini iyi bilenlere Telli Zerin’i hatırlatmıyor mu?

-Aslında tüm harekatlarda, isyan ve devrimlerde önde giden, kendi isteği yolunda canından geçen insanlar çok olmuştur, aynı zamanda Güney Azerbaycan harekatlarında da zaman zaman böyle oğul ve kız meydana geldi. Eğer genç Nida ile Settarhanın silahdaşı Telli Zerini mükayese ediyorsanız, buradaki kimlik onların ÖZGÜRLÜK arzusuydu, ama canından geçmenin biçimi başkaydı. Bu, hiç de içeriğe zarar vermez. Telli Zerin Settarhan isyanı sırasında uzun saçlarını makaslayıp, erkek elbisesi giyip, erkeklerle birlikte düşmana karşı savaşıyor. Sonda yaralanıyor ve ne kadar çaba sarf etseler de, izin vermez yarasını açıp melhem sürsünler, serkerdeni çağırtdırıyor. O da geliyor. “Neden izn vermiyorsun yarayaa bakıp, sarsınlar?” – diyor. O ise erkek değil, kadın olduğunu beyan ediyor. Onu savaş meydanına atan iradesi esarete isyanından doğuyor. Aynı zamanda da, Nida’nın bugünkü durumu. Bence, bugün İran hapishanelerinde bizim tanımadığımız ne kadar kız-gelin var, ben onları isimsiz kahraman sayıyorum, hatta, onlardan isimlerini bildiğim ve bilmediklerim var ki, bebeğini hapishanede doğuruyor. İşte böyle, yüzlerce genç Azerbaycanlı var ki, ölümünü gözünün önüne alıp, kendi sözünü sonuna kadar diyor.

Soru –Ahmedinecatı ise rejim liderleri “zafer” dolayısıyla tebrik ediyor. Kan pahasına iktidara gelenleri birleştiren bir “değer” var …

– Sizinle bir anlamda katılıyorum, ama burda diplomatik yürüyüşler, devlet çıkarları da olabilir. Biliyorsunuz, siyaset ahlak tanımıyor, menfaat tanıyor. Gerçek tanımıyor, gerçeklik tanıyor. Siyasette herkes kazanmak için gerçekliğin taleplerine uygun adım atıyor, elbette, kazanmak için. Ama genel olarak, Ahmedinecat meselesine gelince, onu tüm dünya komik adam,  duraklamanın sembolü olarak tanıyor. O, ilk kez başkan seçilince İran’da devleti yöneten bakanlarla ikili anlaşma yapıp ve mesele kaldırmıştır ki, İmam Zamanla da sözleşme yapılmalıdır. Sözleşme yazılır, ama burda müşkül bir durum ortaya çıkıyor. O diyor ki, anlaşmada iki taraflı imza olmalıdır. Tabii ki, o kendisi sözleşmeye imza atıyor, ama ikinci tarafın, yani İmam Zamanın nasıl imza atması meselesini çözmeye geldiğinde eğitim bakanı diyor ki, biz bu belgeyi Kumdakı kuyuya atalım, İmam Zaman her gün oraya geliryo, o imza atar. Öyle de yapıyorlar, eğitim bakanı “devlet belgesi” ni Tahran’dan Kum kentine götürüp kuyuya atıyor. Bu yılın başında ise Almanya’nın bilinen dergilerinden birinde bu konu ile ilgili yayınlanan makalede Ahmedinecad’ın kendi ağzından çıkan laf verilmişti: “Ben her gün İmam Zamanla kahvaltı ediyorum”. Bunu sıradan bir kişinin söylemesi, “kafayı üşütmek” gibi kaleme verilebilir, ama 72 milyonluk büyük bir devleti yöneten kişinin bu tür düşünmesi, artık cehaletin sembolüdür. C. Memmedguluzadenin dili ile söylersek, bu, Şeyh Nesrullahlıktır. Ama ne yazık ki, Güney Azerbaycan gibi bağımlılığa dayanmayan, bir yüzyılda dört devrim vermiş bir memleketi bugün duraklamanın, cehaletin sembolü olan bir kişi yönetiyor, diğer yandan, Azerbaycan’ın da tüm işlerine karışıyor, müdahale ediyor, fakat kendisi Ermenistan’a her türlü desteği veriyor. İnsan ne derecede cahil ve bakış açısından yoksun, aynı zamanda, ulusal haysiyetini yitirmiş olmalıdır ki, bu tür kişinin yeniden rehber seçilmesini tebrik etsin.

SoruBugün birçokları İran isyanına bakıp “Güneyliler daha yüreklidir” – diyor. Doğrudan doğruya bu cesaret göz çıkarıyor…

-Bugün Güneydeki cesaret biraz da bizim 1988 yılı olaylarını hatırlatıyor. Herkes ayaklandı, ama sonra herkesin içinden çıkarcılar, koltuk kavgasına çıkanlar vb. seçildi. Ama durumun kendisi çok güzeldi, Tophanede bir ağaç kesilmişti, halk kendi hırsını belirtmek için meydan istiyordu. Meydanı elde etti, ama o meydanı sürekli tutamadı. Nasıl derler, düşünceyi dahiler ileri sürüyor, devrimi fanatikler ediyor, dolandırıcılar meyvesini yiyor. Zamanı gelmişken, bir konuyu da söylemek istiyorum, Asif Ata o zaman diyordu ki, halk lider meselesine göre meydana toplanmıyordu, gazab için, yapıya itiraz etmeyk için toplanıyordu. Orda Nimet değil, horoz da ötseydi, halk meydana gidecekti. Çünkü, halk 70 yıl esarete katlanmıştı.

Güneyli soydaşlarımız büyük çalışmalar yapıyorlar, canlarından oluyorlar, fakat güç hevese için harcanmamalıdır, Güneydeki olaylara yön vermek gerekiyor.

Siyaset doğru zamandan istifade etmektir. Bugünkü zamanın bir de ne zaman ele düşeceğini önceden bilmek mümkünsüz ve bugün bu kararı çıkarmalıyız. Çünkü, bir kere gençlik ayaklanıp hiçbir şey elde edemezse, sonra uyanıp kendine gelmesine uzun yıllar gerek. Bu açıdan da biz özgürlük yolunda yaptığımız kutsal savaşımızı zamana bırakmamalıyız, bırakırsak, günahkar oluruz. Kuzey Azerbaycan’da yapılan hatalar Güney Azerbaycan’da tekrarlanmamalıdır, halka kurtulmak vakti her an verilmiyor, bu, tarihi şanstır.

Soru –“Milli monolog” kitabınız dünyaya serpilmiş Güney Azerbaycan Türklerinin trajik yaşamından bahsediyor. Okudukça insanın bu dünyanın düzeleceğine umutu azalıyor …

-Ben, sizden farklı olarak, düzeleceğine inanıyorum, düzelmesine inanmadığım hali, olayı kaleme almıyorum. Hiçbir imparatorluk, hiçbir hükümdar ebedi değil, geldi-giderdir. Esaretin, karanlığın ışık adlı yağısı var, düşmanı var. “Milli monolog” kitabı ışığa sevginin izharıdır. İnanıyorum ki, milletim esarete sonuna kadar boyun eymeyecek, unutmayın ki, biz devrim etmekte nam kazanmış TÜRKLERİZ!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin