YOL – İDRAK EDİLMİŞ HAKİKATDİR!

0

(Çağdaş özbek şairi Osman Azimin”Çingene kızının şarkısı” şiiri üzerine)

I

Kalbime dert arkadaşım, şimdi

Bir yabancı duygu neden?

Bu duygular geçicidir

Sadece yollar ebedi.

 

Duygu geçer, kuş gibi uçar, eğer akıl ona gem vurmuyorsa.

Eğer akıl onun sınırını, haddini bellemiyorsa

O duygu kalıcıdır ki, zeka ile bileşir.

Duygusal zeka, zeki duygu ebedidir.

Aklın ayarladığı duygu yaşıyor, yetişkin olduğu için.

Zeki duygu uçmaz, kaçmaz, bu nedenle de, duygu sahibi yıkılmaz.

O kendini nasıl yaratmışsa, öyle de kalır.

II

Şair Osman Azim ısrar ediyor: “Sadece yollar ebedi”. Dikkat edelim, o yolların ebediliyini nede görüyor? Peki, nedir ebedi?

İdrak olunan yol ebedi!

İdrak olunmayan yol geçicidir.

İdrak etmediğin, ahkâm şeklinde kabul ettiğin, körükörüne tutup geldiğin yol seni yarı yolda bırakır, yarısında yutar seni, senden güçlü olduğundan.

İdrak edilmeyen yola çıkmazlar, onu ezmezler.

Yol – kendisine inananların, kendini idrak edenlerin boyuna ölçülmüş.

Yol yalnızca hakiki ayakla gedilmez.

Yol – Ruhla geçilir, İnam, İdrak, Maneviyat ve İrade ile.

Gerçeğe hesaplanan ne varsa tükenir, biter, çünkü gerçek, görünen, tezahür, ne varsa, geçicidir, kamil değil, sonu var.

Yol – ebedilik nişanıdır.

Sadece geçiciden geçen, ebedini idrak eden ona ulaşır.

III

Seni böyle sevdim neden,

Bu acizlik nereden? ..

Güzel değil, sadece sen

Hilesi bol kızsın.

 

İnsan sevince içinden yol gider.

Kendi içinden sevdiğine yol yapar, o yoldan tutar, varacağı menzil kendisine belli olur.

İnsan sevince kendisinden başkasına yol gitmez. Kendinden yakınına yol gider, kendisine yakın bildiğine yol gider.

Bu yakınlık senin kendinin onayıdır, senin başkasında ifade edilmendir.

Kendini teyit etmek isteyenler, kendisini arayanlar seve bilirler, sadece onlar buna kadirdirler.

Bazen seven bunu gerçek dilde söylemeyi becermese de, sevgi zaten “ben ondayım”! – demektir.

Söylendi, söylenmedi, seviyoruzsa, asıl beni karşımızdakinde görürüz. Onun boyu, saçı, gözü değil sevilen, sevilen senin içindeki anlamıyla, içindeki benle örtüşen anlam ve mahiyetdir ki, o tezahür ediyor. Hangi biçimde? Zaten ilginçliği de bizzat şuradadır, elbette, herkesin sevgilisi şeklinde.

IV

Elin yetmez! Zirvedeyim!

Git, denk ol sen ellere …

“Ne şiire, ne sevgiye dokunmazsın!”- deyib yüz çevirenin sevgi boyutuna bakalım. Hangi kalıba sığıyor sevgi?

Sevginin özü eşitsizlikle ölçülür.

Aşkta bir kişi diğerine benzemiyor, o senin için vazgeçilmez, ulaşılmaz olur.

Sevgili başkasına benzeyen zaman sıradan olur.

Sevgide sıradan olma ölüme eşittir.

Sıradan olunca sevgi kaybolur.

Sevginin birinci özelliği erişilemez olmasıdır.

Elin varınca, sesin yetince, o senin elinin ve sesinin esiri olur.

Böyle sevgi insanı çoğaltmaz.

Sıradan olunca çoğalma olmuyor.

Sevgi – elin ve sesin özlemle aradığıdır

Elin çatanı, beraberinde olanı, senden aşağıda duranı sevemezsin.

Zavallılar sevilmez, zavallılık duygusuyla sevmek olmaz. Bu duygu ile sadece onu kendi beraberine getirirsin, beraberinde olana sevgi veremezsin.

V

Sevgi – yakınlık belirtisidir.

Yakınlık nişanıdır.

Yakınlığın sevgi biçiminde tezahürüdür.

Elin ulaştığında, sadece dudaklarından söz uçup kulaklarına konduğunda o seninki olmaz.

Elini elinde tutunca, yalnızca sıcak hararetini duyunca bile o seninki olmuyor.

Sevgi – beyninde sadece onu düşününce, tüm yabancı hisleri, duyguları, o kendi gücüyle vurup başından çıkartırken seninkidir.

Elin elinin özlemi ile ısınınca, ateş sarıp vücudunda açıkta yakılan ateşini yakınca, o seninkidir.

Onunla bir olursan, sen birle o bir birleşince, ikilik arada öldüğünde, sen onunla bir olursun. Sen – yani kendin olursun!

Sevginin özü ikinin bir olması ve aradaki ikiliyin kaybolması, ölmesidir.

Kendine yakın olursan, kendini arayıp, bulup, tasdik ettiğin için güçlü olursan.

VI

Yetişemediği sevgiye, kendisininki olamayınca hırs yapan şair, onu başkasına eş  tutar.

Başkası kimdir?

Senin yakınlık kuramadığın.

Hissinde, duygunda onun hissi ve duygusu ile örtüşen belirti bulamayınca, sen ve o, her iki taraf, her biri uçurumun bir başında olur.

Uçurumun dolması için, dere dibinin kalkıp yükseklik olması için toprak gerekir – maneviyat suyu ile sulanan. O, görünmedikte, el yetmedikte, olmadıkta birlik olmuyor, yakınlık olmuyor.

Tamam aksi bir anlayış ortaya çıkıyor, yabancılık yuva kuruyor.

Yabancı olan sevilmez.

Benliğini kendininki yapamadığın yabancıdır. Sen kendin olursun – tüm yabancılardan, başkalardan temizlendiyin için.

 

Kim sana güç gelebilir, sen kendini bulunca?

Kim seni yıkabilir, sen kendine gelince?

Kim sana ten olabilir, sen sevgi ile yaşayınca?

Sadece sevgilin senden güçlüdür, o seni sevdiği için! Sen onda var olduğun için.

VII

Sevgi – güç demektir.

Seni yolcular, yol yapar, konut gösterir, yurt-yuva sahibi eder seni.

Sen kendine sahip olursun, sevgi ile yolda yürürken.

 

Haydi gitsene … sevmiyorum ki …

Beni bırak tek, yalnız!

Sabrım tükenmekte … yalnızca

Önünde çökmeyeyim diz …

 

Şiirdeki ilk iki mısra meşhur “Leyli ve Mecnun” eserindeki, “Git, git, sen o Leyli değilsin” – mısrasını hatırlatıyor.

Mecnun’un sevgilisi Leyliye “Git” söylemesinde ne vardı?

Azerbaycan’ın büyük filozofu Asif Ata bunu şöyle anlatıyor: “Mecnun Leylini değil, onun şahsında mutlakı seviyordu”.

İnsan sevgilisini mutlaklaştırmazsa sevemez. Ayıbını gördüğünü sevemezsin.

Noksansız olan sevilir, noksanı, eksiği varsa sevilmez.

Sadece hoşa digen yönleri, bazı güzelliği değerlendirilir.

Bazı … Sevgide “bazı” yoktur, “ya her şey, ya hiç bir şey”! var.

Her şey olan sevilir.

Mecnun Leylide her şeyi görüyordu – tüm aradıklarını. İnsan güzelliği hakkında ne düşünüyorsa, hayal ediyorsa, hayalinde yaratıyorsa, hepsini Mecnun Leylide görmüştü. Gördüğü için de seviyordu, bu yüzden de Leyli Mecnun idi. İnsan onu sevenin olur! Başkasına eş olan Leyla Mecnun’un Leylisi değildi, Mecnun’un Leylisi başkası hakkında “düşünemezdi”. Başkasının yanına giden Leyla, Mecnun için noksanlı idi.

Mecnunu başkasına değişen Leyli, mutlak değildi, o, mutlak olamazdı. Bu nedenle “git git, sen o Leyli değilsin”! – dedi Mecnun.

Mecnun özündeki Leyli ile kaldı, içinde yarattığı ile, yaratıp yaşadığı ile. Başkasına kocaya giden Leylini Mecnun kabul etseydi, o zaman onun dünyası yıkılırdı. Sevginin kaybolmasından başlar dünyanın yıkılması.

Sevgi – dünyadaki kusurlara göre ölüyor.

Bugün çağdaş dünyamızdaki insanlar dünyalarını kuramıyorlar, onunla yaşayamıyorlar, çünkü kendilerinde mutlakı görmüyorlar.

Kaybolan dünya – ölen dünyadır!

Sevgiden oluşan dünya – yaşayan dünyadır.

Şair diyor: “Beni bırak tek, yalnız”!

Şairin yalnızlığında kendi dünyası var! Dünya senden kopup, yıkılıp, dökülenle kurulmaz.

İnsanların dünyası onun reddetmesi ile ölçülmelidir: Küçükler yıkılıyorr, kopuyor ve sen böyüyorsun.

Özün olursun, yabancılardan temizlenirsin ve böyürsün.

Sende olmayanla, seni kendinde görmeyenle bir olmak isteği liyakatsizliktir.

 Önünde çökmeyeceğim diz … (şairin şiirinden)

Seni idrak etmeyenin önünde çökmek şerefsizlikdir.

Onurluların dizi bükülmez.

Gözleri onları aldatmadığı için.

Likayaktlilerde zekalı duygu gözün yol arkadaşıdır.

VIII

Çağdaş özbek şairi Osman Azimin “Çingene kızının şarkısı” şiiri büyük yolun kılavuzu.

Yol tutmaya, yola çıkmaya çağıran şiirdir.

IX

Yol – idrak edilmiş bir hakikatdir!

Bunu sadece gerçekle yaşayanlar bilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin